Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Gerginlik( Bir varlık yokluk meselesi)

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Clear All
new posts

  • Gerginlik( Bir varlık yokluk meselesi)

    Küçük çekirge, ailesi ile evde otururken devamlı surette "bir misafir gelecek mi? Yine çay ve su dağıtma işi bana kalacak. Fakat ben yapamıyorum. yine titreyeceğim. Allah kahretsin. Kendimden nefret ediyorum." diye düşünüyordu. Yatıncaya kadar bütün günü böyle geçiyordu.

    Kendince önemli gördüğü kimseler ile sohbet etmeye gidince "nefesim kesilecek, yine konuşamayacağım, zaten ellerim titriyor, topluluk içinde iş yapamayacağım, önce bacaklarım sonra da bütün vücudum titriyor." diye kendini yıpratıyordu. Başta sadece belediye başkanı, milletvekilleri ve ünlü insanları görünce yukarıdaki duyguları yaşarken, daha sonra bu duyguları, gençlere, ihtiyarlara, arkadaşlarına, çocuklarına ve en sonunda da ailesine karşı hissetmeye başladı.

    Küçük çekirge, düşünmeye başladı ve;
    " Bu böyle gitmezdi. Duygularımı ifade edemiyorum. SANKİ BEN, BEN DEĞİLİM. Herkes hayata uyum sağlayabiliyor. Bir tek ben sağlayamıyorum. Ruh ve bedenim daha ölmeden bu dünyada birbirinden ayrılmıştı. Benim REZİL olmamam için topluluktan kaçmam gerekir. En ufak bir davranışta içimde fırtınlar kopuyor."

    Böylece bir zaman için Küçük Çekirge, kendisini tehlikeden korumuştu. Fakat daha ne kadar kaçabilirdi? Ailesinin desteği ancak okul bitinceye kadar devam edecekti. Ondan sonra tek başına kalacaktı. Böyle düşündükçe geleceği için hep endişe duyuyordu.

    Endişelerle geçen hayatında yolun sonuna gelmişti ve okul bitmişti. Mutlu olsa mıydı, o da bilmiyordu!

    Hayattaki en büyük gerçekle yüzleşme vakti gelmişti. Gerçeği de şu idi;
    "Sadece okuldaki başarısının yeterli olmadığı, hayatta herşeyden önce sosyal ilişkilerin ön planda olduğu, okulun ikinci planda olduğunu yeni fark ediyordu."

    "Bunca emeğim boşa mı gidecek?" diye hayıflanırken bir bilge insana danışmaya karar verdi. Bilge SRI NISARGADATTA MAHARAJ'ın yanına gitti. Küçük çekirge hayatındaki durumu anlattı.Bilgede ona dediki;
    "Hayat ya su gibidir, ya da bal gibidir. Eğer hayatın su gibi ise, en ufak dokunmada büyük çalkantılar yaşarsın. Eğer bal gibi ise çok sarslarsada hey aynı kalırsın."

    Bu gerçekten doğruydu. Küçük Çekirge teşekkür ettikten sonra eve gitti. Bir elini yüzünü yıksayası geldi. Başını kaldırıp aynadan kendisine bakmaya başladı. Karşısında aynanın yansıması olan kendisini görüyordu. Yüzünde endişeli ve korkan bir ifade vardı. Aynadaki yansımaya diklenmeye başladı. Ondan nefret ettiğini söyledi. O ne yaparsa aynada aynısını yapıyordu. İşte bu durum HAYAT'tı. Nefret eken nefret biçecekti. Yüzünü yıkadıktan sonra yemek yiyip dışarı çıktı.

    Parkta birinin oturduğunu fark etti. Birden kanı ona ısınmıştı. Bu insan ECKHART TOLLE idi. Bu bilge insana birşeyler sormak için yanına gitti. Bilge insanla merhabalaştıktan sonra oturup derdini anlattı. ECKHART TOLLE' de ona şu nasihatlarda bulundu;
    "1-En büyük mutluluklar en küçük şeylerden kaynaklanır. Yoksa büyük istekler sizi asla mutlu etmez, daima daha fazlasını ister.
    2-"Ben" deyin ya da " Ben" diye düşünün ve hiçbir şey eklemeyin.
    3-Yaptığınız şey için başarı veya başarısızlığı kendinize mal etmeyin.
    4-Gökyüzüne baktığınızda hayranlık dduymuyorsanız, sadece nesnelere bakıyor ve onları isimlendirmeye çalışıyorsunuzdur.
    5-Sadece kendiniz olun. Nasıl kendim olayım? diye kendinize sormayın. Sadece kimliğinize fazladan yük yüklemeyi bırakın.
    6-Kendinizi tanımlamaya çalışmaktan vazgeçin.
    7-Başkalarının sizi nasıl tanımladığı ile ilgilenmeyin.
    8-Herhangi bir durumda sizden isteneni, role dönüştürmeden yapın. Sadece yapılması gerektiği için yapın. Politikacı, din adamı, ev hanımı, iş dünyası lideri gibi davranmayı bırakın. İnsan olduğunuzu hatırlayın. Çünkü kendinizi role kaptırmak demek, gerginliğe davetiye çıkarmak demektir."

    MADDE İN MUSTAFA TOPRAK
    GERÇEK HAYATIM

  • #2
    eee sonuç ne oldu?iyileştin mi şimdi?

    Yorum


    • #3
      Orjinal yazı sahibi: hale46
      eee sonuç ne oldu?iyileştin mi şimdi?
      sadece olayları ve insanları gözümde büyütme meselesi kaldı. onu da bi halledeyim. sonra kesin bir cevap yazarım..

      Yorum


      • #4
        yani artık sosyalsin..titremen falan olmuyor..kaçmıyorsun insanlardan..ben yıllardır uğraşıyorum doktor ilaç tedavi ben bile iyileşemedim..nasıl becerdin bunu ben anlamadım

        Yorum


        • #5
          Orjinal yazı sahibi: hale46
          yani artık sosyalsin..titremen falan olmuyor..kaçmıyorsun insanlardan..ben yıllardır uğraşıyorum doktor ilaç tedavi ben bile iyileşemedim..nasıl becerdin bunu ben anlamadım
          işin aslına bakarsan ben 2003 ten beri aralıklarla epey ilaç kullandım. ama sadece yan etkisi oldu. başkada biraz uyku getiriyordu. psikologa, psikiyastriste gittim. sınavı kazandım, mülakatı geçtim. 2,5 ay önce artık işe başlama zamanı gelmişti. bende en ufak bir değişim yoktu. hala bildiğin gibi sosyal fobi+aşırı anksiyete bozukluğu. büyük şehre geldiğimde yaptığım ilk şey bir hipnoterapiste gitmek oldu. O zaman bana bir buçuk ay boyunca yoğun bir duygu boşalma seansları yaptı. gevşetmeyi öğretti. Ondan sonrada kaygı bozukluğu içinde ECKHART TOLLE yi tavsiye etti. ben de onun görüşlerini hayatıma uygulamaya başladım. gerçekten 2.5 ayda yüzde yüz değişim geçirdim. 2,5 aydır işte de çalışıyorum. Titreme dersen ki eskisi gibi çok olmuyor. eskiden zangır zangır titriyordum. şimdi ise aralıklarla oluyor. aralıklarla gelende düşüncelere daldığımda ve hayatı ciddiye almaya başaladığımda oluyor. ama eskisi gibi şiddetli olmuyor. artık kim görürse görsün titrediğimi diyorum. sonuçta günah işlemiyorum, hırsızlık yapmıyorum. neden kendi titrmemi saklayayım ki.Allahın verdiğini kuldan mı saklayacağım.

          Yorum


          • #6
            başka aklınıza ne soru geliyorsa sorabilirsiniz. kitap okuya okuya yürüyen kütüphaneye döndüm. bu arada hipnoterapi esnasında neden bu kadar çok kitap okuma merakımın olduğunu da öğrendim. ilkokul ikinci sınıfa geçtiğimde harfleri daha tanımıyordum. babam da beni çok dövdü ve burnum kanamıştı. o korku ile hala kitap okumazsam biri beni cezalandıralacak mantığı ile kitapları okuyorum. bu da çok ilginç ya

            Yorum


            • #7
              bir soru sormadığınıza göre, ben birşeyler anlatayım. biraz yaşamın enerji dönüşüne katılayım.

              birisine "ne düşünüyorsun?" değimde o da "hiç" dediğinde ona gıpta ile bakıyordum. içimden " gerçekten bir insan nasıl hiçbir şey düşünmeden yerinde durabiliyor? diyordum. artık ben istediğim zaman düşüncelerimi durdurabiliyorum. bu çok güzel ya. sadece size tek bir şey söyleyeyim. rollere ve insanların eşyalara,hayvanlara ve diğer insanlara taktıkları kavramlara takılmayın. biz bir şeye masa, tahta, ağaç, üzüntü, korkunç diye kavramladığımız da aslında ne o biz masa dedik diye masa, ağaç dedik diye ağaç olmuyor. o biçimler aslında gerçeğin bir yansımasıdır. aslında hiç yoklar. ilk insanın adı neden adem(yokluk)? çünkü bu dünyada hiçbir şey yok. biz onlara o değeri veriyoruzdur. kafamızda herşeyi etiketleme de üstümüze kimse yoktur. biz kötü dedik diye bir insan kötü olur mu? Allah kötü insana mühlet vermişken biz onu bir kalemde siliyoruz.

              çok dağınık oldu biraz. kusura bakmayın. belki tam olarak anlatamadım hazırlık yapsam çok güzel şeyler yazarım. haydi iyi geceler. Allaha emanet olun.

              Yorum

              İşleniyor...
              X