Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Dayanacak gücüm kalmadi

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Clear All
new posts

  • kafayiye
    adlı üyemiz Dayanacak gücüm kalmadi konusunu başlattı

    Dayanacak gücüm kalmadi

    Teşekkürler yardım için
    Last edited by kafayiye; 22-12-2016, 12:00 AM.

  • kafayiye
    replied
    Orjinal yazı sahibi: raindrop View Post

    Eğer doktor doğru teşhis koyup doğru ilaç yazmışsa ilaçlarını o bırak diyene kadar bırakmaman lazım. Ben yaklaşık 12 ( tam emin değilim ama uzun oldu ) yıldır sürekli ilaç kullanıyorum ve ortalama 5 yıldır risperdal kullanıyorum daha yeni yeni kendime gelir gibi oldum. Ama hala büyük eksikliğim var. Biraz da ortam gelişmeye müsait değil onun etkisi de var. Eğer sorarsan ilaçla mi daha iyisin yoksa ilaçsız mı ? İlaçla daha iyiyim ama doğru ilaç olmak kaydı ile. Benim tedavimin bu kadar uzun sürmesinin nedeni başlangıçta yannış ilaç kullanmam. Bundan dolayı önce kullandığım ilaçların etkisi geçene ve düzelene değin bu kadar zaman geçti.
    Dün doktora gittim. Yeniden ilaç yazdı psikologa sevk etti. Psikologa gittim ve bana her gün 3 tane takıntını kağıda yazıp yakmamı söyledi ve 10 dakika boyunca da takıntıları aklına getirip düşün dedi. Dün düşünmeye çalıştım canım çok yandı yapamadım. Hatta yeni takıntı geliştirdim bu düşünme olayı yüzünden. O pis görüntüleri aklıma getirmeye çalıştım daha da iğrenç görüntüler gelmeye başladı ve bundan kendimi sorumlu tutup kendimi suçladım. Psikologun dediğini yaparsam canım çok yanacak biliyorum. Dua etmekten başka bir şey gelmiyor elimden Allah ailemin en sevdiklerim olduğunu biliyor inşallah bu sınav biter. Geçen gün şunu okudum ve güzeldi Peygamber Efendimiz: anladım ki başıma gelen sıkıntılar beni Allaha yakınlaştırmak için bir vesiledir demiş.

    İnşallah bunu kısa zaman içerisinde atlatırım en az 6 ay kullanacağım. Umarım Allah bu olup bitenler yüzünden bana günah yazmıyordur. En çok da bundan korkuyorum ama inancım tam o beni biliyor.

    Leave a comment:


  • raindrop
    replied
    Orjinal yazı sahibi: kafayiye View Post

    Prozac citoles lustral xanax selectra kullandım bunları ama hiçbir zaman 3 aydan fazla kullanmadım hep bıraktım.
    Eğer doktor doğru teşhis koyup doğru ilaç yazmışsa ilaçlarını o bırak diyene kadar bırakmaman lazım. Ben yaklaşık 12 ( tam emin değilim ama uzun oldu ) yıldır sürekli ilaç kullanıyorum ve ortalama 5 yıldır risperdal kullanıyorum daha yeni yeni kendime gelir gibi oldum. Ama hala büyük eksikliğim var. Biraz da ortam gelişmeye müsait değil onun etkisi de var. Eğer sorarsan ilaçla mi daha iyisin yoksa ilaçsız mı ? İlaçla daha iyiyim ama doğru ilaç olmak kaydı ile. Benim tedavimin bu kadar uzun sürmesinin nedeni başlangıçta yannış ilaç kullanmam. Bundan dolayı önce kullandığım ilaçların etkisi geçene ve düzelene değin bu kadar zaman geçti.
    Last edited by raindrop; 22-12-2016, 03:55 PM.

    Leave a comment:


  • kafayiye
    replied
    Orjinal yazı sahibi: raindrop View Post
    Evet beyin olacak. Mesela antidepresanlar ile ilgili şunu buldum.

    http://www.uzmantv.com/antidepresan-...asil-etki-eder


    Birde size daha önceden hangi ilaçlar verildi, acaba aklınızda mı ? Eğer yazarsanız. Belki daha fazla yardımcı olabilirim.
    Prozac citoles lustral xanax selectra kullandım bunları ama hiçbir zaman 3 aydan fazla kullanmadım hep bıraktım.

    Leave a comment:


  • raindrop
    replied
    Evet beyin olacak. Mesela antidepresanlar ile ilgili şunu buldum.

    http://www.uzmantv.com/antidepresan-...asil-etki-eder


    Birde size daha önceden hangi ilaçlar verildi, acaba aklınızda mı ? Eğer yazarsanız. Belki daha fazla yardımcı olabilirim.

    Leave a comment:


  • kafayiye
    replied
    Öncelikle cevap yazanlara teşekkür ederim. Hocam hepinizin yorumuna saygı duyuyorum şunu belirteyim ben çeşitli dönemlerde zaten ilaç kullandım ama ne yazık ki bitmedi.

    Raindrop hocam bedendeki yazmışsınız sanırım beyindeki diyecektiniz değil mi ben yanlış anlamadım.

    Zealist hocam dini tabulardan ve baskılardan olduğunu sanmıyorum evet dini değerlerimizi çok önemsiyorum ama din baskısı altında büyütülmedim benim sorunum değer verdiğim insanlara karşı bu takıntıların ortaya çıkması
    babama yeğenlerime kime değer veriyorsam düşünün artık.

    İlacı bırakmıştım ama sanırım yine kullanmak ve sabretmek gerekiyor. Benim sınavım da böyle demek ki Allah büyük içimi bilen bir tek o bitecek İnşallah.

    Yorum yapanlara saygılar sevgiler.
    Last edited by kafayiye; 18-12-2016, 03:32 PM.

    Leave a comment:


  • raindrop
    replied
    Orjinal yazı sahibi: zealist View Post

    Kimsenin yazmayıp yardımcı olmaya çalışmaması ,üzülerek söylemeliyim ki bu yazdıklarınızın doğruluğunu baki kılmaz.Niyetinizin iyi olduğundan şüphem yok lakin gerçekten bu tarz konularda psikolojik/psikiyatrik destek alınması gerekiyor.Din ile bilim kesinlikle karıştırılmamalı rica ediyorum özellikle bu tarz durumlarda buna yeltenmek sakıncalı olabiliyor.Durumunu çok güzel ve çekinmeden özetleyen arkadaşımızın sorunu hakkında tam hüküm vermemiz mümkün değil çünkü gerçekten çok uzun bir terapi sonucunda bile tam hüküm verilemiyor .Arkadaşımızın sorunu dini tabulardan ve yasaklardan kaynaklanan baskın davranışlardan ötürü ortaya çıkan bir takıntı rahatsızlığı olabilir.Bundan dolayı zaten olayın kaynağında din tabanlı var olan yasaklar ve toplumsal tabular olabileceği için ( bu bir hüküm değil sadece bir varsayımdır.) yardımcı olmak isterken arkadaşımızın ruhsal sağlığı için gerçekten olumsuz yönde bir destek sağlamış olabiliriz.

    Var olan ruhsal rahatsızlıklar beyin zarı içerisinde bulunan farklı oranlardaki kimyasalların bozulması ( kimyasal maddeler arasında bulunan denge oranı ) sonucunda ortaya çıkmaktadır.Bu kimyasal dengenin bozulması var olan kötü düşünceler,kaygılar ve korkular gibi nedenlerden ötürü ortaya çıkmaktadır.Tabi ki sadece düşünce bazında ortaya çıkan denge bozulması yaşanmamaktadır bazen de kimyasal iletişimin eksikliğinden ötürü de ortaya çıkabiliyor ( hücreler ve sinirler arasında sağlanan kimyasal iletişim ) veyahut genetik faktörlerden de kaynaklanan ruhsal bozukluklar da günümüzde çokca görülmektedir.Bu açıklamaları yapıcı olabilmek için yapıyorum herhangi bir farklı düşünce gütmeyin lütfen.

    Uzun lafın kısası özünüzden ve niyetinizden gerçekten şüphem yok çünkü yardımcı olmaya çalışıyorsunuz lakin benim de demek istediğim yardımcı olalım derken belki de rahatsızlığı bulunan arkadaşımızın sorununu daha da işin içinden çıkılmaz bir hale sokabileceğimiz gerçeğini ortadan kaldırmak.vakit ayırdığınız için teşekkür ediyorum


    Dediğim gibi bu yazının arkasındayım. Ve burda da belirtiyorum herhangi bir konu sahibi üyeye attığım mesajı ilgili üye tasvib etmiyorsa haberim olur olmaz anında silmeye razıyım.

    Leave a comment:


  • zealist
    replied
    Orjinal yazı sahibi: raindrop View Post
    Ben bilgilerin doğruluğuna kellemi koyuyorum. Başım feda olsun.

    1. Eğer kişisel vesveselere ve takıntılara müptela ise ve bunlar esas itibariyle fizyolojik, kimyasal, gibi maddi nedenlerden kaynaklanmıyorsa bunun bir numaralı ilacı yaptığım alıntıdır.

    2. Eğer Fizyolojik ve kimyasal nedenlerden kaynaklanıyor ise bir psikiyatrist tedavisi ve yukarıdaki alıntı yine işin çözümüdür.

    Kesinlikle yannış bir şey yapmadım ve dediğim gibi kellemi ortaya koyuyorum. Ama başka bunlara ek olarak eklenmesi gereken seçenekler de vardır. Onu ben bilmiyorum veya şu anda aklıma gelmiyor. Buyrun onlarıda siz ekleyin. Sizden başka kimsenin mesaj yazmadığı yardım etmediği bir kişiye doğru bildiğim bir şeyler yazarak yardım etmeye çalıştım. Kendisi istemiyorsa sil desin mesajını görür görmez anında sileyim.
    Kimsenin yazmayıp yardımcı olmaya çalışmaması ,üzülerek söylemeliyim ki bu yazdıklarınızın doğruluğunu baki kılmaz.Niyetinizin iyi olduğundan şüphem yok lakin gerçekten bu tarz konularda psikolojik/psikiyatrik destek alınması gerekiyor.Din ile bilim kesinlikle karıştırılmamalı rica ediyorum özellikle bu tarz durumlarda buna yeltenmek sakıncalı olabiliyor.Durumunu çok güzel ve çekinmeden özetleyen arkadaşımızın sorunu hakkında tam hüküm vermemiz mümkün değil çünkü gerçekten çok uzun bir terapi sonucunda bile tam hüküm verilemiyor .Arkadaşımızın sorunu dini tabulardan ve yasaklardan kaynaklanan baskın davranışlardan ötürü ortaya çıkan bir takıntı rahatsızlığı olabilir.Bundan dolayı zaten olayın kaynağında din tabanlı var olan yasaklar ve toplumsal tabular olabileceği için ( bu bir hüküm değil sadece bir varsayımdır.) yardımcı olmak isterken arkadaşımızın ruhsal sağlığı için gerçekten olumsuz yönde bir destek sağlamış olabiliriz.

    Var olan ruhsal rahatsızlıklar beyin zarı içerisinde bulunan farklı oranlardaki kimyasalların bozulması ( kimyasal maddeler arasında bulunan denge oranı ) sonucunda ortaya çıkmaktadır.Bu kimyasal dengenin bozulması var olan kötü düşünceler,kaygılar ve korkular gibi nedenlerden ötürü ortaya çıkmaktadır.Tabi ki sadece düşünce bazında ortaya çıkan denge bozulması yaşanmamaktadır bazen de kimyasal iletişimin eksikliğinden ötürü de ortaya çıkabiliyor ( hücreler ve sinirler arasında sağlanan kimyasal iletişim ) veyahut genetik faktörlerden de kaynaklanan ruhsal bozukluklar da günümüzde çokca görülmektedir.Bu açıklamaları yapıcı olabilmek için yapıyorum herhangi bir farklı düşünce gütmeyin lütfen.

    Uzun lafın kısası özünüzden ve niyetinizden gerçekten şüphem yok çünkü yardımcı olmaya çalışıyorsunuz lakin benim de demek istediğim yardımcı olalım derken belki de rahatsızlığı bulunan arkadaşımızın sorununu daha da işin içinden çıkılmaz bir hale sokabileceğimiz gerçeğini ortadan kaldırmak.vakit ayırdığınız için teşekkür ediyorum

    Leave a comment:


  • raindrop
    replied
    Ben bilgilerin doğruluğuna kellemi koyuyorum. Başım feda olsun.

    1. Eğer kişisel vesveselere ve takıntılara müptela ise ve bunlar esas itibariyle fizyolojik, kimyasal, gibi maddi nedenlerden kaynaklanmıyorsa bunun bir numaralı ilacı yaptığım alıntıdır.

    2. Eğer Fizyolojik ve kimyasal nedenlerden kaynaklanıyor ise bir psikiyatrist tedavisi ve yukarıdaki alıntı yine işin çözümüdür.

    Kesinlikle yannış bir şey yapmadım ve dediğim gibi kellemi ortaya koyuyorum. Ama başka bunlara ek olarak eklenmesi gereken seçenekler de vardır. Onu ben bilmiyorum veya şu anda aklıma gelmiyor. Buyrun onlarıda siz ekleyin. Sizden başka kimsenin mesaj yazmadığı yardım etmediği bir kişiye doğru bildiğim bir şeyler yazarak yardım etmeye çalıştım. Kendisi istemiyorsa sil desin mesajını görür görmez anında sileyim.
    Last edited by raindrop; 17-12-2016, 05:22 PM.

    Leave a comment:


  • zealist
    replied
    Bir psikoloji formunda neler paylaştığınızın farkında mısınız ? İnsanları yanlış bilgilerle yöneltmeyin arkadaşlar aksi olursa telafisi olmayan sonuçlar doğurur.Kaş yapayım derken göz çıkartmayın .Siz kendinizce iyilik yaptığınızı düşünüyorsunuz ama bu sadece bir kötülük .lütfen rica ediyorum insanları internette okuduğunuz bilgilerle veya kendinizce doğru bildiğiniz yöntemlerle yöneltmeyin gerçekten telafisi olmayan sonuçlar doğurursunuz.

    Leave a comment:


  • raindrop
    replied
    kafayiye

    Genellikle beyninin kimyasal yapısında oluşan bir aksaklıktan dolayı böyle şeyler olabiliyor. Ve doğru ilaçla Allah şifa verebiliyor. Evet ilk etapta insan şunu düşünüyor yahu bu ilaç ile takıntı, şüphe gibi şeylerin ne alakası olabilir. Ama insan yaşayınca anlıyor ki varmış. En eli kanlı katil bir adam ( eğer hasta ise normal insanlar için demiyorum ) ilaçlarını aldığında melek gibi olabiliyor. Veya mülayim hayatında ağzına küfür almamış bir adam sövebiliyor. Olayın aslında hastalıktan dolayı istemediğim, olmadığım biri olarak biçim alman. İlacı şöyle düşün eline benzin bulaşmış elin yanıyor ve bir kova su yanında var. Tek yapman gereken o bir kova suya elini daldırmak. Ama önemli olan o kovada su olması yine benzin olmaması.

    Leave a comment:


  • kafayiye
    replied
    Merhaba öncelikle teşekkürler cevap yazanlara.
    raindrop bedende nasıl bir kimyasal bozukluk olabilir anlayamadım hocam ?
    Last edited by kafayiye; 16-12-2016, 04:06 PM.

    Leave a comment:


  • raindrop
    replied
    kafayiye

    Bunun dışında mutlaka bir psikiyatriste gitmeni tavsiye ederim. Sorunun kaynağında bedeninizdeki ( Edit: beyin ) kimyasal bir problem olabilir. Doğru ilaç verilirse kısa sürede çözüme ulaşabilirsiniz.
    Last edited by raindrop; 19-12-2016, 07:02 AM.

    Leave a comment:


  • raindrop
    replied
    kafayiye



    BEŞİNCİ VECİH

    Mesâil-i imâniyede şüphe suretinde gelen vesvesedir. Biçare vesveseli adam, bazan tahayyülü taakkul ile iltibas eder. Yani, hayale gelen bir şüpheyi, akla girmiş bir şüphe tevehhüm edip, itikadına halel gelmiş zanneder. Hem bazan tevehhüm ettiği bir şüpheyi, imana zarar veren bir şek zanneder. Hem bazan tasavvur ettiği bir şüpheyi, tasdik-i aklîye girmiş bir şüphe zanneder. Hem bazan bir emr-i küfrîde tefekkürü, küfür zanneder. Yani, dalâletin esbabını anlamak suretinde kuvve-i müfekkirenin cevelânını ve tetkikatını ve bîtarafâne muhakemesini, hilâf-ı iman zanneder. İşte, telkinât-ı şeytaniyenin eseri olan şu zanlardan ürkerek, “Eyvah! Kalbim bozulmuş, itikadıma halel gelmiş” der. O haller galiben ihtiyarsız olduğundan, cüz-ü ihtiyarîsiyle ıslah edemediğinden ye’se düşer. Bu yaranın merhemi şudur ki:Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi, tevehhüm-ü küfür dahi küfür değildir. Tasavvur-u dalâlet, dalâlet olmadığı gibi, tefekkür-ü dalâlet dahi dalâlet değildir. Çünkü hem tahayyül, hem tevehhüm, hem tasavvur, hem tefekkür, tasdik-i aklîden ve iz’ân-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar. Onlar bir derece serbesttirler. Cüz-ü ihtiyariyeyi pek dinlemiyorlar. Teklif-i dinî altına çok giremiyorlar. Tasdik ve iz’an öyle değiller. Bir mizana tâbidirler.

    Hem tahayyül, tevehhüm, tasavvur, tefekkür, nasıl ki tasdik ve iz’an değiller. Öyle de, şüphe ve tereddüt sayılmazlar. Fakat, eğer lüzumsuz tekrar ede ede müstekar bir hale gelse, o vakit hakikî bir nevi şüphe, ondan tevellüt edebilir.

    Hem bîtarafâne muhakeme namıyla veya insaf namına deyip, şıkk-ı muhalifi iltizam ede ede, tâ öyle bir hale gelir ki, ihtiyarsız taraf-ı muhalifi iltizam eder. Ona vâcip olan hakkın iltizamı kırılır. O da tehlikeye düşer. Hasmın veya şeytanın bir vekil-i fuzulîsi olacak bir halet, zihninde takarrur eder.

    Şu nevi vesvesenin en mühimi budur ki: Vesveseli adam, imkân-ı zâtî ile imkân-ı zihnîyi birbiriyle iltibas eder. Yani, birşeyi zâtında mümkün görse, o şeyi zihnen dahi mümkün ve aklen meşkûk tevehhüm eder. Halbuki, ilm-i kelâmın kaidelerindendir ki, imkân-ı zâtî ise yakîn-i ilmîye münâfi değil ve zaruret-i zihniyeye zıddiyeti yoktur. Meselâ, şu dakikada Karadeniz’in yere batması, zâtında mümkündür ve o imkân-ı zâtî ile muhtemeldir. Halbuki, yakînen o denizin yerinde olduğunu hükmediyoruz, şüphesiz biliyoruz. Ve o ihtimal-i imkânî ve o imkân-ı zâtî bize şek vermez, bir şüphe getirmez, yakînimizi bozmaz. Meselâ şu güneş, zâtında mümkündür ki, bugün gurub etmesin veya yarın tulû etmesin. Halbuki bu imkân yakînimize zarar vermez, şüphe getirmez.

    İşte, bunun gibi, meselâ hakaik-ı imâniyeden olan hayat-ı dünyeviyenin gurubuna ve hayat-ı uhreviyenin tulûuna imkân-ı zâtî cihetinde gelen vehimler, yakîn-i imânîye zarar vermez.

    Hem لاَعِبْرَةَ ِلْلاِحْتِمَالِ الْغَيْرِ النَّاشِئِ عَنْ دَلِيلٍ yani, “Bir delilden neş’et etmeyen bir ihtimalin hiç ehemmiyeti yoktur” olan kaide-i meşhure, hem usulü’d-din, hem usulü’l-fıkhın kaide-i mukarreresindendir.

    Eğer desen: “Bu derece mü’minlere muzır ve müz’iç olan vesvese ne hikmete binaen bize belâ olmuş?”

    Elcevap: İfrâta varmamak, hem galebe çalmamak şartıyla, asl-ı vesvese teyakkuza sebeptir, taharrîye dâîdir, ciddiyete vesiledir. Lâkaytlığı atar, tehâvünü def eder. Onun için, Hakîm-i Mutlak, şu dâr-ı imtihanda, şu meydan-ı müsabakada bize bir kamçı-yı teşvik olarak, vesveseyi şeytanın eline vermiş, beşerin başına vuruyor. Şayet ziyade incitse, Hakîm-i Rahîme şekvâ etmeli اَعوُذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ demeli.

    Leave a comment:


  • raindrop
    replied
    kafayiye
    Yirmi Birinci Sözün İkinci Makamı
    Kalbin beş yarasına beş merhemi tazammun eder.

    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
    رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ - وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ


    EY MARAZ-I VESVESE İLE MÜPTELÂ! Biliyor musun, vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder; havf etmezsen hafif olur, mahfî kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder, yerleşir; mahiyetini bilsen, onu tanısan, gider.

    Öyle ise, şu musibetli vesvesenin aksâm-ı kesiresinden kesîrü’l-vuku olan yalnız Beş Vechini beyan edeceğim; belki sana ve bana şifa olur. Zira şu vesvese öyle birşeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tard eder. Tanımazsan gelir, tanısan gider.

    BİRİNCİ VECİH – BİRİNCİ YARA

    Şeytan, evvelâ şüpheyi kalbe atar. Eğer kalb kabul etmezse, şüpheden şetme döner. Hayale karşı şetme benzer bazı pis hatıraları ve münâfi-i edep çirkin halleri tasvir eder. Kalbe “Eyvah!” dedirtir, ye’se düşürtür. Vesveseli adam zanneder ki, kalbi, Rabbine karşı sû-i edepte bulunuyor. Müthiş bir halecan ve heyecan hisseder. Bundan kurtulmak için huzurdan kaçar, gaflete dalmak ister. Bu yaranın merhemi budur:

    Bak, ey biçare vesveseli adam! Telâş etme. Çünkü senin hatırına gelen şetim değil, belki tahayyüldür. Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi; tahayyül-ü şetm dahi şetm değildir. Zira, mantıkça, tahayyül, hüküm değildir. Şetm ise hükümdür.

    Hem bununla beraber, o çirkin sözler, senin kalbinin sözleri değil. Çünkü senin kalbin, ondan müteessir ve müteessiftir. Belki kalbe yakın olan lümme-i şeytanîden geliyor. Vesvesenin zararı, tevehhüm-ü zarardır. Yani, onu zararlı tevehhüm etmekle, kalben mutazarrır olmaktır. Çünkü hükümsüz bir tahayyülü hakikat tevehhüm eder. Hem şeytanın işini kendi kalbine mal eder; onun sözünü ondan zanneder. Zarar anlar, zarara düşer. Zaten şeytanın da istediği odur.

    İKİNCİ VECİH

    Budur ki, mânâlar kalbden çıktıkları vakit, suretlerden çıplak olarak hayale girerler, oradan suretleri giyerler. Hayal ise, her vakit bir sebep tahtında bir nevi suretleri nesceder. Ehemmiyet verdiği şeyin suretlerini yol üstünde bırakır. Hangi mânâ geçse, ya ona giydirir, ya takar, ya bulaştırır, ya perde eder. Eğer mânâlar münezzeh ve temiz iseler, suretler mülevves ve rezil ise, giymek yoktur, fakat temas var. Vesveseli adam, teması, telebbüsle iltibas eder. “Eyvah!” der. “Kalbim ne kadar bozulmuş. Bu sefillik, bu hisset-i nefs, beni matrud eder.” Şeytan onun şu damarından çok istifade eder.

    Şu yaranın merhemi şudur: Dinle ey biçare! Nasıl ki senin namazın edeb-i nezihânesinin vesilesi olan zahirî taharete, batnının bâtınındaki necaset ona tesir etmez ve bozmaz. Öyle de, maânî-i mukaddesenin, suret-i mülevveseye mücavereti zarar etmez. Meselâ, sen âyât-ı İlâhiyeyi tefekkür ediyorsun. Birden, bir maraz, ya bir iştiha, ya bevl gibi bir emr-i müheyyic şiddetle senin hissine dokunuyor. Elbette senin hayalin, devâ-i illet ve kaza-i hâcetin levazımatını görecek, bakacak, onlara münasip süflî suretleri nescedecek. Ve gelen mânâlar ortalarından geçecekler. Geçeceklere ne beis vardır, ne televvüs var ve ne zarar var ve ne hatar var. Yalnız hatar ise, hasr-ı nazardır, zann-ı zarardır.

    ÜÇÜNCÜ VECİH

    Budur ki: Eşya mabeynlerinde bazı münasebât-ı hafiye bulunur. Hattâ, hiç ümit etmediğin şeyler içinde münasebet ipleri bulunur. Ya bizzat bulunur; veya senin hayalin, meşgul olduğu san’ata göre o ipleri yapmış, onları birbiriyle bağlamış.

    Şu sırr-ı münasebettendir ki, bazan bir mukaddes şeyi görmek, bir mülevves şeyi hatıra getirir. Fenn-i beyanda beyan olunduğu gibi, “Hariçte uzaklık sebebi olan zıddiyet ise, hayalde sebeb-i kurbiyettir.” Yani, iki zıddın suretlerinin cem’ine vasıta, bir münasebet-i hayaliyedir. Bu münasebetle gelen tahattura “tedâi-yi efkâr” tabir edilir. Meselâ, sen namazda, münacatta, Kâbe karşısında, huzur-u İlâhîde iken, âyâtı tefekkürde olduğun bir halde, şu tedâi-yi efkâr, seni tutup en uzak mâlâyâniyât-ı rezileye sevk eder.

    Senin başın böyle bir tedâi-yi efkâra müptelâ ise, sakın telâş etme. Belki intibaha geldiğin anda dön. “Aman, ne kusur ettim!” deyip tetkikle meşgul olup durma; tâ o zayıf münasebet, senin dikkatinle kuvvet peyda etmesin. Zira, teessür gösterdikçe, ehemmiyet verdikçe, senin o zayıf tahatturun melekeye döner, bir maraz-ı hayalî olur. Korkma, maraz-ı kalbî değil. Şu nevi tahattur ise, galiben ihtiyarsızdır. Hususan, hassas asabîlerde daha galiptir. Şeytan şu nevi vesvesenin madenini çok işlettirir.

    Şu yaranın merhemi şudur ki:

    Tedâi-yi efkâr, galiben ihtiyarsızdır; onda mes’uliyet yoktur. Hem tedâide mücaveret var, temas ve ihtilât yoktur. Onun için, efkârın keyfiyetleri birbirine sirayet etmez, birbirine zarar vermez. Nasıl ki, şeytan ile melek-i ilham, kalb taraflarında mücaveretleri var. Ve füccar ve ebrârın karâbetleri ve bir meskende durmaları zarar vermez. Öyle de, tedâi-yi efkâr saikasıyla, istemediğin pis hayalât gelip nezih efkârın içine girse, zarar vermez-meğer kasten olsa veya zarar zannıyla onunla ziyade meşgul olsa. Hem bazan kalb yoruluyor. Fikir, kendini eğlendirmek için rastgele birşeyle meşgul olur. Şeytan fırsat bulur. Pis şeyleri önüne serpiyor, sürüyor.


    DÖRDÜNCÜ VECİH

    Amelin en iyi suretini taharrîden neş’et eden bir vesvesedir ki, takvâ zannıyla teşeddüt ettikçe, hal ona şiddetlenir. Hattâ bir dereceye varır ki, o adam amelin daha evlâsını ararken harama düşer. Bazan bir sünnetin araması, bir vâcibi terk ettiriyor. “Acaba amelim sahih oldu mu?” der, iade eder. Bu hal devam eder, gayet ye’se düşer. Şeytan şu halinden istifade eder, onu yaralar. Şu yaranın iki merhemi var.

    BİRİNCİ MERHEM: Bu gibi vesvese, ehl-i i’tizâle lâyıktır. Çünkü onlar derler: “Medar-ı teklif olan ef’al ve eşya, kendi zâtında, âhiret itibarıyla ya hüsnü var, sonra o hüsne binaen emredilmiş; veya kubhu var, sonra ona binaen nehyedilmiş. Demek eşyada, âhiret ve hakikat nokta-i nazarında olan hüsün ve kubh zâtîdir; emir ve nehy-i İlâhî ona tâbidir.” Bu mezhebe göre, insan her işlediği amelde şöyle bir vesvese gelir: “Acaba amelim nefsülemirdeki güzel surette yapılmış mıdır?”

    Amma mezheb-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat derler ki: “Cenâb-ı Hak bir şeye emreder, sonra hasen olur. Nehyeder, sonra kabih olur.” Demek emirle güzellik, nehiyle çirkinlik tahakkuk eder. Hüsün ve kubh, mükellefin ıttılaına bakar ve ona göre takarrur eder. Şu hüsün ve kubh ise, surî ve dünyaya bakan yüzünde değil, belki âhirete bakan yüzdedir. Meselâ sen namaz kıldın veya abdest aldın. Halbuki namazını ve abdestini fesada verecek bir sebep, nefsülemirde varmış; lâkin sen ona hiç muttali olmadın. Senin namazın ve abdestin hem sahihtir, hem hasendir. Mûtezile der: “Hakikatte kabih ve fâsittir. Lâkin senden kabul edilir. Çünkü cehlin var, bilmedin; ve özrün var.” Öyle ise, Ehl-i Sünnet mezhebine göre zahir-i şeriate muvafık olarak işlediğin ameline “Acaba sahih olmuş mu?” deyip vesvese etme. Fakat “Kabul olmuş mu?” de, gururlanma, ucbe girme.

    İKİNCİ MERHEM: Dinde harec yoktur. لاَحَرَجَ فِى الدِّينِ Madem dört mezhep haktır. Madem istiğfara müncer olan derk-i kusur ise, gurura müncer olan hüsn-ü amelin rüyetine böyle vesveseli adama müreccahtır.

    Yani, böyle vesveseli adam, amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görse, istiğfar etse, daha evlâdır. Madem böyledir. Sen vesveseyi at. Şeytana de ki: Şu hal bir harecdir. Hakikat-i hale muttali olmak güçtür, dindeki yüsre münafidir. اَلدِّينُ يُسْرٌ لاَحَرَجَ فِى الدِّينِ esasına muhaliftir. Elbette böyle amelim bir mezheb-i hakka muvafık gelir. O bana kâfidir. Hem lâakal ben aczimi itiraf ederek, ibadeti lâyıkı vechile eda edemediğimden istiğfar ve tazarru ile merhamet-i İlâhiyeye dehâlet edip, kusurum affolunmak, kusurlu amelim kabul olunmak için mütezellilâne bir niyaza vesiledir.

    Leave a comment:

İşleniyor...
X