Duyuru

Collapse
No announcement yet.

"Kötü olmuş vah vah" vs "Bak hayat çok cici"

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Clear All
new posts

  • "Kötü olmuş vah vah" vs "Bak hayat çok cici"

    Bir konu açmadan önce düşünmem gereken bazı şeyler oluyor. "Kişisel bilgilerimi ne kadar ifşa etmeliyim"den "Özel hayatımla insanların canını ne kadar sıkmalıyım"a kadar düşünülmesi gereken çok şey var. Bu sefer yazıyı akışına bırakmaya karar verdim. Uzun uzun yazılmış sıkıcı yazılardan biri olacak gibi duruyor ama sonuçta amaç eğlenmek değil yardımlaşmak.
    Hayatım hiç keyifli değil ve son derece acılı. Bu yüzden hayatı yaşamaya değer bulmamam çok doğal. Nereden başlasam "Fiziksel sağlık sorunları"mdan mı, yoksa "28 yaşında konan disleksi tehşisinin tüm hayatıma bakışımı değiştirmesini" mi anlatsam.

    Güzel Sanatlar Lisesi müzik bölümünü kazandığımda çok gelecek vaat eden bir öğrenciydim. Lise hayatım boyunca çok yoğun enstruman çalıştım ve liseyi bitirdiğim yıl Türkiye'nin en iyi müzik öğretmenliği bölümlerinden bir tanesine girmeyi başardım. Bu bölümde geçirdiğim ilk yıl, müzik öğretmenliğinin bana göre olmadığını anladım ve 3 yıllık bir mücadelenin ardından tekrar üniversite sınavlarına girip konservatuvar piyano bölümünü kazandım. Konservatuvarı kazandığımda çok ciddi durumda olan deşifre sorunumun lisans boyunca alacağım deşifre dersleriyle düzeleceğini zannediyordum. Konservatuvarda geçen 5 yılın ardından gittiğim bir doktor disleksi tehşisini koydu. Artık deşifremin neden gelişemediğini biliyorum. Hocamın benim için "Bir ödüllü edebiyat yazarı düşünün ama okumayı bilmiyor" örneğini kullanması aslında durumu özetliyor. Hayatım boyunca müziğe çok emek harcadım ve geldiğim nokta piyano hocalığı bile yapmama engel olacak, düzelmesi mümkün olmayan bir sakatlığımın olduğunu öğrenmem. Notaları okuyamadan öğrenciye nasıl yol gösterebilirim. Kulağıma güvenip yapacağı armonik hataları belirtmem yeterli olmaz.
    Olay piyano eğitimciliğine fazla mükemmeliyetçi bakmam veya "Kimler piyano öğretiyor sen bu çalışla mı öğretemeyeceksin" yaklaşımı değil. Ben bu halimle piyano öğretemem çünkü başta vicdanım el vermez. Bu işin hakkını veremeyeceksem kimsenin vaktini parasını alamam. Bu adiliktir, dolandırıcılıktır.

    Yıllarca süren depresyondan mıdır bilmem ama müziğe olan ilgimi ve sevgimi tamamen kaybetmiş bulunuyorum. Üniversite yıllarımın başında nükseden depresyonla birlikte piyano çalışamamaya başladım. Tekrar tekrar aynı parçaları çalmak büyük bir eziyet haline geldi. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım elde ettiğim sonuç beni tatmin etmiyordu. Müzikten keyif alamaz ve çalışamaz hale geldiğim için okulu boşladım ve uzattım. Konservatuvardaki 6. yılım ve diplomayla aramda tek bir piyano dersi duruyor ve piyano çalışamadığım için durum muallakta kalıyor. Diploma olsun yada olmasın umrumda değil fakat olmazsa ileride geriye baktığımda "bir kağıt parçasını bana çok görmemelilerdi" diyebilirim. Genede mezun olamazsam pişman olacağımı düşünmüyorum çünkü elimden geleni yaptım.

    Sosyal hayatta hep başarısız oldum diyebilirim, insanları ayırt edebilmekte, kişisel bilgilerini kafamda depolayabilmekte bile çok ciddi sorunlar yaşadım. İnsanları saç modeli, kıyafeti ve en önemlisi sesiyle ayırt edebildiğimi farkettim. Doktorlar her ne kadar "yüz körü" değilsin dese de ben kendimde somut birşekilde belirtilerini görüyorum. Ayrıca internette yaptığım yüz tanımlama testleri de beni destekliyor.

    Bilgisayar, müzik ve yemekler benim hayata tutunmamı sağlayan 3 ana damardı. "Müzik" damarının tıkanmasının ardından bilgisayarla da aram yavaş yavaş bozulmaya başlamıştı. Herşeyi kaybediyordum yemek yediğimde topu topu 5 dakika süren bir keyif yaşıyor daha sonra fazla yemenin verdiği vicdan azabıyla başbaşa kalıyordum. Bilgisayar oyunları keyif vermemeye, yeterli gelmemeye başlamıştı. Depresyon için gittiğim doktorlar, kullandığım ilaçlar hepsi başarısız oldu ve yıllarca çok yoğun depresyon yaşadım. Bu yüzden üniversite hayatımı tam bir kabus olarak özetliyorum.

    Konservatuvara girdiğimde 1.86 boy 120kiloydum. Şuanda 1.82 boy 170 kiloyum. Belkide 175 olmuşumdur kim bilir. Artık tartı tartmıyor. Sonuçta aşırı kilodan boyumu bile kaybettim. Her sabah yataktan ağrıyla kalkıyorum. Psikolojik durumum çok hassas olduğundan rejim de yapamıyorum.

    Kilomla ilgili Ankara'ya ve İstanbul'a gittim. Ameliyatlar araştırdım, doktorlarla uğraştım en sonunda Midemi küçültüp bağırsağımı kısaltacakları bir ameliyata girecektim Ankara'da ama benden önceki 2 hasta ameliyatta öldü ve ekibin morali bozulduğu için benim ameliyatı iptal ettiler. Bazen düşünüyorumda ameliyat olmaya ısrar edip bronz madalyayla bu dandik dünyadan gitsem iyi olurdu. Hem intihar da sayılmazdı gerçi ölüm şeklimin intihar olması yada olmaması benim için birşey ifade etmiyor.

    Hayatımın son 6 piyano dersi kaldı ve bu 6 haftadan sonra müziği tamamen bırakıyorum. Müzikten nefret eden sakat bir piyanist olarak zaten önümde başka bir seçenek görmüyorum. Kalan yıllarımı bilgisayar oyunlarıyla geçirip, mide balonuyla hayatımı biraz daha yaşanabilir hale getirip, ilerde bizimkiler öldükten sonrada kalanlarla idare etmeyi yada o zaman biletimi öne alıp dünyaya veda etmeyi düşünüyorum. Ne muhteşem bir hayat planı değil mi? En azından gerçekçi. Ölüm şekli konusunda hala karar verebilmiş değilim bu kararı gelecekteki kendime havale ediyorum ama bir silah bulup kafama sıkamazsam herhalde çok zor olacak.

    Şu yazdıklarımı düşünüyorumda belkide göndermemeliyim. Sonuçta "kötü olmuş vah vah" ile "bak hayat çok cici, kuşlar ağaçlar..." dışında yazabileceğiniz birşey yok. Belkide vardır hadi görelim

    Not: Şu "hayat çok cici" muhabbetini anlatmazsam ölürüm. Bir gün psikozırvacıya gittim anlattımda anlattım dertleri uzun uzun sonra ne olsa beğenirsin kadın "öyle deme ama bak hayat çok güzel kuşlar, ağaçlar" dedi kestirip attı. Verdiğim paraya mı yanayım neyse sonuçta psikozırvacının hayattaki dertleri yok edeceği beklentim hiçbir zaman olmadı o dertleri anlatışımdaki amaç "bak ne zırvalıklarla uğraşıyorum bana okkalı bir ilaç verde azıcık hayatımda rahatlık ve huzur olsun"du ama "bak hayat çok cici" nasihatine bir dünya para vermiş oldum. Psikozırvacıların hepsi zırvadan ibaret zaten. Bu konuyu biraz genişleteyim psikologu psikiyatristi psikoterapisti ve hatta kendi isteğimle gidip yattığım akıl hastanesi de buna dahil bilimle zerre alakası olmayan orta çağ zırvalamaları. (Verdikleri ilaçlar da buna dahil) Bir Reiki şebeğine gitsen bu kadar dolandırılmazsın. En azından iç dünyanı boşalt, medite ol safsatalarıyla o kadar paranı tırtıklayamaz.

    Karar sizin kötü mü olmuş yoksa hayat mı çok cici?
    Last edited by hjklşi; 20-04-2014, 01:42 AM.

  • #2
    ---Çok güzel yazıyorsun dostum. Asla bu uzunlukta bir yazıyı okumazdım ama bir başladım, kendimi alamadım. Yazarlık esas mesleğin olabilir. Bunu da düşün.
    ---Kilon gerçekten tehlike sinyallerinin de ötesine geçmiş. Mutlak bir çözüm olmalı. Fazla kilo boyunu da kısaltmış. Ölebilirim belki umuduyla ameliyata girmek de intihardır, sakın bilinçli bir intihara kalkışma.
    ---Kilo verenlerin hikayelerini kendine uyarla. O hırsı göster. Metabolizmanla savaş ve ne olursa olsun 100 kiloya in.
    ---Sana; ağaçlar, kuşlar ne kadar güzel deyip, teselli verdiğini sanan vicdansız, umut taciri, duyarsız hanım doktorun suratına tüküreyim. Özel muayelenelerle 20 bin TL ile Plazalarda, villalarda yaşayıp, eşiyle çift arabaya binen bir kadının ağazına; "hayat çok güzel. cik cik" gibi ifadeler yakışmıyor.Neyse ki, onlardan bir fayda gelmeyeceğini öğrenmeni sağlamışlar.
    ---Disleksiyi araştıracağım. Yüz hafızan zayıf mı bilmiyorum ama anlatımın son derece başarılı.
    ---Nefes aldığın sürece umudunu kesmeye hakkın yok ve nefes aldığın sürece senden daha zor durumda olup yaşamaya direnen, Hakkın takdiri deyip canına kıyma ahmanklığını göstermeyen insanlr olacaktır etrafında. Örnek alabilirsin.

    Yorum


    • #3
      @abuzettin
      Lisede de deşifre sorunum vardı fakat kısa kısa parçaları ezberleyerek çaldığım için sorun yoktu. Günde 6-7 saat çalıştığım için 150-200 sayfa nota ezberlemiş şekilde sınavlara giriyordum. Müziğe ufak yaşta başladığım için lisedeki seviyenin zaten çok üzerinde eserler çalışıyordum. Bu yüzden liseye başladığımda geleceğim parlak gözüküyordu.

      Disleksiyi duymuşluğum bile yoktu. Tanı konduğu gün ilk işim eve gelip internetten ne olduğunu incelemek oldu. Çocukluk döneminde harf karıştırma gibi bir sorunum olmadı fakat ilkokula ait garip bir anıya sahibim ki bu da disleksi tehşisinin doğru konduğu yönünde. "Hoca tahtaya, defterlerimize çizmemiz için b çiziyor ve defterime b çizdikten sonra yanımdaki öğrenci beni uyarıyor. Tekrar tahtaya baktığımda tahtada p olduğunu görüyorum." Okumayı öğrendiğim yıllarda az da olsa disleksi belirtileri gösterdiğim ve bunun çevremde farkedilmediğini artık biliyorum. Şuan sadece nota okuyamıyorum. Tehşis yanlış değil çünkü Wencsler Adult İntelligence Scale testi yapıldı ve 33 puan farkla çok yoğun disleksi olduğum ortaya çıktı. Normalde 15 puan üzeri disleksi tehşisi konuyor. Tüm öğrenim hayatım boyunca hep nota okuyamamaktan şikayetçiydim çevremde ise "ezberliyorsun zaten ne önemi var" gibi bir yaklaşımla karşılaştım. İşin garibi deşifre derslerim vardı, hiç yararlı olmadı ve birşekilde o derslerden geçmeyi başarabildim. Sorun şuan deşifre dersleri değil 1 piyano dersi kaldı diplomayla aramda. Tavsiyeleriniz için teşekkür ederim.

      @dreamer8
      Teşekkür ederim, yazarlık konusunu düşüneceğim. İntihar düşüncesi son zamanlarda hayatımdan çok uzak. Fakat geleceğe baktığım zaman hep bir çaresizlik ve dünyadan kaçış düşüncesi oluyor. İşin aslı artık hiç bir şekilde mutlu olabileceğime inanmıyorum. Hayatımdaki tüm problemler çözülmüş olsa, iyi bir işim olsa, kendimce oluşturduğum bir sosyal ortamda iyi arkadaşlara sahip olsam ve belkide bir eşim olsa genede mutlu olabileceğime inanmıyorum. Nasıl olsa her zaman birşeyler ters gidecek. Hayat böyle.
      Last edited by hjklşi; 20-04-2014, 04:33 PM.

      Yorum

      İşleniyor...
      X