Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Alkoliğin Aşkı

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Clear All
new posts

  • Alkoliğin Aşkı

    Tuğrul oldukça heyecanlıydı...

    İşte nihayet o beklenen an gelmişti. Çoktandır aşkını anlatmak istediği kız, onun davetine icabet etmişti. Sahildar, güzel bir mekâna gelmişlerdi. Sahil kenarı bir mekan olması Tuğrul için önemliydi çünkü denizde, gemilerde ve gemilerin düdüklerinde insanı büyüleyen ve Tuğrul'un anlayamadığı bir şeyler vardı.

    Gerçi masada bir kaç kişi daha olacaktı ama onlar önemli değildi. Esas kız oradaydı ya, gerisi boştu. Tuğrul şimdi içecek ve kafası tam olunca Arzu'ya her şeyi anlatacaktı. Bunu düşünmek bile Tuğrul'u yeterince heyecanlandırıyordu...



    Tuğrul bu heyecanı yaşarken nihayet esas kız Arzu gelmişti. Klasik merhabalaşmanın ardından Arzu masaya oturmuş, kendine şöyle güzel bir yemek sipariş etmişti. O yemeğini yerken Murat da gelmişti. Murat, Tuğrul'un yakın bir arkadaşıydı ve bu gece davetliler arasında o da vardı. Ama Tuğrul'un gözü şimdi Murat'ı görecek durumda değildi. O'nun aklında sadece Arzu vardı...

    Yemek faslı bitti ve üzerinde "Yeni Rakı" onun altında da küçük puntolarla "100 cl" yazan şişe masanın baş köşesindeki yerini aldı. Tuğrul'un bir işaretiyle garson gelip rakı servislerini yaptı ve şimdi rakı kadehi, Tuğrul'un önünde sarılmayı bekleyen bir kadın bedeni gibi süzülüyordu. Tuğrul, rakı kadehibi kadın beline benzetirdi. "Nazik ama emin bir şekilde tutacaksın, dokunduğun anda hücrelerinden beynine o heyecan süzülecek" derdi... Şimdi Tuğrul o rakı kadehini, nazlı ama fettan bir kadının belini kavrar gibi kavrayıp havaya kaldırdı. Diğerleri de ona eşlik edip kadehleri birbiriyle buluşturdular.

    Tuğrul ile Arzu sıkı bir muhabbete tutuşmuştu. Tuğrul içtikçe güzelleşiyor, güzelleştikçe rahatlıyordu. Ne sırada dökeyim içimdekileri masaya diye düşünürken lavaboya gitmek için masadan kalktı. Döndüğünde ilginç bir şey olmuştu. Tuğrul, Arzu'nun solunda oturuyordu. Fakat döndüğünde Arzu'nun sağında Murat'ı gördü. Fazla önemsemeyip masasına oturdu ve rakısını içmeye devam etti. Tuğrul iyi içerdi ama efendiliğini korurdu.

    Saat ilerledikçe Tuğrul gibi Murat ve Arzu da kafaları güzellemeye başladılar. Tuğrul Arzu'ya açılmaya tam niyet edip döndüğü sırada yeryüzü gözüne karanlık oldu. Murat ve Arzu el ele tutuşuyordu. Bunu görmek Tuğrul'a yetti. Önce ne yapacağını bilemedi, ardından dişlerini sıkıp kaşlarını çattı ve rakısından sağlam bir yudum aldıktan sonra sigarasını yaktı.




    Tuğrul ne yapması gerektiğini düşünürken Murat'ın Arzu'ya sarıldığını seçebildi. Görünen oydu ki içinden konuşmaktan başka yapabileceği pek bir şey yoktu Tuğrul'un... O da şimdi bunu yapıyordu...

    Kaç oldu bu? Aşk sana göre değil... Senin kimyan bu işe elverişsiz... Doğuşundan itibaren lanetlisin bu konuda. Hiç bir kızı sevip de onunla mutlu olamazsın. Geçmişini unutan unuttuğunu yaşamaya mecburdur. Sen de şimdi o geçmişi aynen yaşıyorsun. Yaşamaya da mecbursun. Kız sevmek senin neyine? Sevip ne yapacaksın sanki? Bu yaşına kadar kendini verdiğin şeyler, aşkı unutturdu sana... Yapabileceğin hiç bir şey yok artık. Bu yaştan sonra olacak iş değil bu...

    Başka pek çok şeyi güzel bir şekilde yapabiliyorsun ama bunu yapamıyorsun ve yapamayacaksın. Kabullen artık. Bu işler sana göre değil. Tanrı sana bunu doğuştan yasaklamış. Gerizekalı olsa bunu anlardı, anlaması gerekirdi. İşte al... Gözünün önünde duruyor... Sevdiğin kız arkadaşınla öpüşüp koklaşıyor. Delikanlıysan söylesene onu sevdiğini hadi... Söyle de görelim... Öyle mevzularla ve icraatlarla delikanlı olunmuyormuş değil mi?..

    Tuğrul bunları düşürken artık kafasını sağ tarafına çevirememeye başlamıştı. Çünkü kafası tamamına ermişti ve sağa baktığı anda Arzu'yu ya da Tuğrul'u öldüreceğinden korkuyordu. Tuğrul kafayı çektikçe bunun acısını daha çok hissediyor, hissettikçe sinirleniyor, sinirlendikçe kabalaşıyordu. Kabalığını garsonları fırçalayarak çıkarıyordu. Arzu ve Tuğrul'a bu sinirini hiç yansıtmıyordu çünkü kendini tanıyordu. Şu anda ikisinden biri Tuğrul'a bir kibrit çöpü atsa, Tuğrul ikisini de öldürebilirdi...

    Biraz sonra hep birlikte mekândan kalktılar. Tuğrul bir taksiye atlattı ve taksiye evinin yolunu tarif etti. Biraz sonra evindeydi. Odasına gelip yatağına uzandığında elinde ne olduğunu sordu kendine... Sonuç sıfırdı... Böyle olacağını bilseydi bu gece hiç olmamasını isteyecekti ama olmuştu işte, yapılabilecek bir şey yoktu...

    Sevdiğin ve bunu söylemeye hazırlandığın kızın, yakın arkadaşınla sevgili olması kötü bir duyguydu. Bunu anlayabilmek için yaşamak gerekiyordu. Tuğrul'un içinden şimdi ikisini de vurmak geçiyordu ama işe yaramayacağı kesindi. Bunu yaparsa, yine o iğrenç kodese girecek, muhtemelen de çıldırmış olarak çıkacaktı...



    Tuğrul, kendini bundan vazgeçirmeye uğraşırcasına zonklayan baş ağrısına inat bir sigara yaktı. Bir an kendisinin aslında ne olduğunu düşündü. Yapmak istedikten sonra yapamayacağı bir şey yoktu ama olmuyordu işte, yapamıyordu... Sonu ne olacaktı? Hep sorduğu bu soruyu kendine yine sormuştu. Sonunda ne olacaktı? Nereye kadar daha böyle gidecekti bu?.. Yoksa aşkla gelen mutluluklar Tuğrul'a yasaklanmış mıydı?..

    Bunları düşünürken farkında bile olmasan sızmıştı Tuğrul. Kim bilir kaç kere daha yaşayacaktı bu durumu?.. Bunu kendisi de bilemiyordu... Baş ucunda ise, sızmadan önce okuduğu ve kendini şiirdeki "üçüncü şahsın" yerine koyduğu Attila İLHAN'ın o çok sevdiği şiiri duruyordu:

    gözlerin gözlerime değince
    felaketim olurdu ağlardım
    beni sevmiyordun bilirdim
    bir sevdiğin vardı duyardım
    çöp gibi bir oğlan ipince
    hayırsızın biriydi fikrimce
    ne vakit karşımda görsem
    öldüreceğimden korkardım
    felaketim olurdu ağlardım

    ne vakit maçka'dan geçsem
    limanda hep gemiler olurdu
    ağaçlar kuş gibi gülerdi
    bir rüzgar aklımı alırdı
    sessizce bir cigara yakardın
    parmaklarımın ucunu yakardın
    kirpiklerini eğerdin bakardın
    üşürdüm içim ürperirdi
    felaketim olurdu ağlardım

    akşamlar bir roman gibi biterdi
    jezabel kan içinde yatardı
    limandan bir gemi giderdi
    sen kalkıp ona giderdin
    benzin mum gibi giderdin
    sabaha kadar kalırdın
    hayırsızın biriydi fikrimce
    güldü mü cenazeye benzerdi
    hele seni kollarına aldı mı
    felaketim olurdu ağlardım


  • #2
    uzundu ama okudum sonunda o kadar dibe vuracak bir şey yok,sevdiğin kız senin yakın arkadaşınla çıkıyor ve senin bundan haberin yok...üzücü bir durum...biraz metanetli ol,takma kafaya...

    Yorum


    • #3
      ben de okudum sanki kendimi gördüm Tuğrulda ben de bir o kadar bu konularda muzdarip olduğumu hissetim... galiba tek farkımız ben içmiyorum

      Yorum

      İşleniyor...
      X