Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Aşktan dolayı depresyona giren varmı

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Clear All
new posts

  • Aşktan dolayı depresyona giren varmı

    Aranızda aştaın dolayı dperesyona giren varmı ve hannasıl bir tedavi yöntermi uyguıladndı ben bir senedir çekiyorumda sizler ne önerirsiniz...

  • #2
    olmaz mı elbette var aşk ve onun ötesinde aptal yerine koyulma falan filan..psikiyatriste gittim cipralex ve atarax kullandım sonuç iş ve okul hayatımı felç etti ve artık ilaçlardan ziyade kendi elimde olduğunu ilaçların sadece beni uyuşturup performansımı düşürdüğüne inanıyorum,kendimi teselli etmeye çlışıyorum: bu da geçer...

    Yorum


    • #3
      kimse asktan dolayi depresyona girmez :lol:
      tabiki anladığınz gibi depresyona sokan ask değil sahip olduğunuz bir kisiyi kaybetme den dolayi depresyona girmektir
      bir kisi sahip olduğu herhangi bir seyini kaybetteği zaman acı çeker
      bir kisinin eline bir sigara değince aci çeker orada hücrelerini kaybetmistir deri ve deri altinda bir çok hücresini kaybetmistir
      sahip olduğu küçücük bir esyayi kaybetse bile insan acı çeker.bu küücçüçük esyasinin bile bazen ne kadar büyük bir acı verdiğini anlayamaz...bunun nedeni gecmisteki bütün kayip duygularini uyarmasindandir.kaybedilen küçük bir kalem bile olsa
      insanlar sevdiği bir kisiyi yada esyayi kaybettiklerinde,bir basarisizlikta,is kaybettiklerinde statü kaybinda,sevdikleri bir kkisi uzaklara gittiğinde acı duyar
      sorun bakin ruhsal hastaliklarin baslangici hep bu kayip duygusunu yasadiktan sonra baslamakatadir
      en büyük acıyı ise olüm aninda yasariz.bunun nedenide bütün sbahip olduklarimizin hepsini kaybetmemizdendir.bedinimizin bütün hücreleri olmustuür,bütün sevdiklerimizle birdaha asla görüsemeyeceğizdir vs
      hic kimse milli piyango cikinca hastalanip depresyona girmez.mutlaka duygusal bir kayip yasamistir.
      tabiki asik olduğunuz bir kisiyi kaybedincede depresyona girebilirsiniz.bazilara depresyona girer bazilarida daha ağır hastaliklara yakalanir yani diğer psikolojik hastaliklara
      duygusal kayip anini yasamadan onceki kisilik yapimiz psikomanik depresif kisilik yapisina sahipse hastalaninca pmd hastasi oluruz vs gibi detaylara girebiliriz isterseniz

      Yorum


      • #4
        öyle birşey değil

        ondan arıldığımda sanki ben hayatttan kopuyorum vücdudum onu istiyor hücrerlim onu istiyor oy oksa hiç bişrey yapamıyorum sanki eroin esra bağımlılığı gibi bunu hiç yaşayan varmı ya en son ekt ye gircem ekt ile kendime gelirim diye düşünüyorum siz ne dersiniz ekt beni kendime getirimi

        Yorum


        • #5
          kardeş sen sen ol evinin temellerini başkalarının üzerine atma eger atarsan sonuç senin gibi olur

          boşver dünya onun üzerine kurulmadı,zaten seni sevse idi yanında olurdu sana bunları yaşatmazdı aeo
          <div>ALMA BENİ KARŞINA,,KAN KARIŞIR GOZYASINA</div><br />

          Yorum


          • #6
            Hmmm bana şöyle bir şey oldu:
            Aşık oldum, dayanamayıp gittim ona durumu söyledim. O da bana ahhahahaha diye güldü..Başka da bir şey olmadı. Ben de üstelemedim ve aynaya bakıp 'Yaşlı ve çirkinsin ne bekliyordun sana kim bakar?!' diyip kendimi aşağıladım kendime olan bütün güvenimi (aman zaten pek de yoktu ya) kaybettim..Bu da depresyon gibilerinden birşey. En azından bu alanda hiç bir umudum yok. Hayat bitti artık diye düşündüğüm oluyor.Öf çok sinir! :!:

            Yorum


            • #7
              girmeyen varmı acaba

              Yorum


              • #8
                Aşk zaten başlı başına bir hastalıktır..yanında depresyonda görülebilir. :!:
                Düşlemek bilmekten daha önemlidir.

                Yorum


                • #9
                  Re: Aşktan dolayı depresyona giren varmı

                  Orjinal yazı sahibi: zet84
                  Aranızda aştaın dolayı dperesyona giren varmı ve hannasıl bir tedavi yöntermi uyguıladndı ben bir senedir çekiyorumda sizler ne önerirsiniz...
                  aşktan dolayı depresyona girilmez..depresyon ciddi bir hastalıktır..buna yatkınsınızdır ve yaşadığınız herhangi bir olumsuzlukta ortaya çıkar..bu kırılma noktası ilişkinizin bitmesi olur ya da tam tersine berbat bir ilişki yaşamak olur iş bulamamanız olur yakınınızın kaybı olur vs..bir psikyatriste gitmeniz gerekiyor..üzgün olmakla depresyon farklı iki şeydir..yani arada sırada aşık olduğunuz kişiyi düşünüp iki damla gözyaşı dökmek onu özlemek geri istemek depresyon sayılmaz bence..ya da en minimum halidir..depresyonda olmak için yemek yemenizde artış ya da azalma umutsuzluk intihar planları yanlız kalmayı isteme kendini suçlama hiçbir şeyin düzelmayacağina inanama gibi ciddi şeyler olması lazım..ve bunların günlük hayatınızı bozması lazım..yoksa mutsuz olmak depresif olmak değildir. benim gibi psikolojik hastalıklarınız yüzünden hayatınızın akışı değişmek zorunda kalırsa işte o zaman sorun büyük demektir..aşk falan takılmamak lazım..önemli olan sağlığınız..yoksa biri gider acı çekersiniz biri gelir mutlu olrsunuz.çivi çiviyi söker..ama bu durum günlük yaşamınızı iş arkadaş ilişkilerinizi bozmaya başlamışsa işte bu tıbbi tedavi gerektirir derim ben...

                  Yorum


                  • #10
                    evet hastalık..
                    Bipolar bozukluğun bir versiyonu olduğunu düşünüyorum.Aşk teması altında seyreden bipolar bozukluk. :idea:

                    Yorum


                    • #11
                      aşık olduğun için depresyona girilmez.ama karşılıksız aşksa yada yaşanan bir aşktan sonra terkediliş,ayrılış varsa yada büyük umutlarla birini beledin ve cevabı olumsuz oldu ve sende büyük bir hayal kırıklığı yaşadıysan bunlar depresyonu ortaya çıkaran tetikleyen şeyler olur.sen de zaten depresyona yatkınlık olur ve bu gibi olaylar ortaya çıkmasına neden olur.eğer saydığım olaylar depresyona neden olsa idi her ayrılan terkedilen depresyona girmeliydi.ama öyle değil.bazı insanlar var çok üzülüyor ama atlatıyor,hayatına devam edebilmeyi başarabiliyor.ama bizim gibi depresyona yatkın olan yada depresyonda olan kişiler atlatamıyor.hayattan elini ayağını çekiyor,kendini aşağılıyor,aşık olduğu kişiyi yüceltiyor..ben yaşadım ((( hem de çok acı bi şekilde.ama şimdi iyiyim.kaç yıl oldu.atlattım ama hala aklıma gelmiyor değil,içim burkuluyor yaşadığım üzüntüyü hatırladıkça.
                      <div>kimse anlamaz biliyorum;canımı yaksa da hayat g&uuml;l&uuml;yorum</div><br />

                      Yorum


                      • #12
                        Orjinal yazı sahibi: ahgene
                        evet hastalık..
                        Bipolar bozukluğun bir versiyonu olduğunu düşünüyorum.Aşk teması altında seyreden bipolar bozukluk. :idea:
                        Bipolar benzetmesi yalnış bence..

                        Hep söylerim.. Aşk = Okb..genel hatları ile aşk semptomları - okb semptoplamlarına çok benziyor.

                        İşte bir araştırma...


                        Bazı bilim adamları, aşka "obsesif-kompulsif bozukluk" adını takmışlar bile. Yani, sürekli aynı konuyu düşünme, hayatı sadece belirli bir davranışa endeksleme hali...
                        Birçok psikiyatra göre, aşkın semptomları ile "obsesif-kompulsif bozukluk" göstergeleri benzerlikler içeriyor. Tabii biraz farkla: Aşk daha eğlenceli!
                        Aşkın bir tür obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) olduğu tezini, ilk kez 1990'da İtalya'nın Pisa Üniversitesi'nden Psikiyatr Donatella Marazziti ortaya attı. Marazziti, OKB hastalarının beyninde "serotonin" adlı maddenin daha az salgılandığını tespit etti.
                        Beyin üzerinde teskin edici etkisi olan serotonin, yeterli düzeyde salgılanmadığı durumlarda saldırganlık, depresyon ve kuşkuculuk hallerinin artmasına neden oluyor. Serotonin salgısı, günümüzde prozac türü ilaçların yardımıyla artırılıyor.
                        Marazziti bu sonuca, Nobel ödülüne layık görülen araştırmasıyla vardı. Ama araştırmayı gerçekleştirmesi pek de kolay olmadı.

                        Nobel ödüllü araştırma
                        Üniversitelere bir duyuru asan Marazziti, son 6 yıldır âşık olan ve her gün en az 4 saat âşık olduğu kişiyi düşünen, ancak sevdiği kişiyle cinsel ilişki kurmamış öğrencileri aradığını duyurdu. Amacı, aşkları zaman ve cinsel tatmin yoluyla "erozyona" uğramamış gençler, modern Romeo ve Jülyetler bulmaktı...
                        Ortalama yaşı 24 olan 17 kadın ve 3 erkek başvurdu. Marazziti, 20 kişiden oluşan bir OKB grubu, bir de 20 kişilik "normal" insanlardan oluşan bir grup kurarak, araştırmasına üç ayrı grupla devam etti.
                        Her 3 gruptaki üyelerden tek tek kan örnekleri alındı. Normal deneklerdeki serotonin düzeyi de "normal" sınırlarda gezinirken, OKB hastaları ve âşıklarda bu düzey yüzde 40 daha düşüktü!
                        Marazziti bu sonucu şöyle değerlendirdi: "İnsanın âşık olduğunda aklını yitirdiği söylenirdi. Bu galiba doğru!"
                        Bilim adamları, bu tespitin doğruluğunu incelemek amacıyla 20 âşık öğrenciyi bir yıl sonra tekrar incelemeye aldılar. Sonuç aynıydı.
                        Düşlemek bilmekten daha önemlidir.

                        Yorum


                        • #13
                          Aşk psikotik bir bozukluk mu?

                          SAMSUN (İHA) - Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Güz, bilim dünyasının aşkı sorguladığını belirterek, aşkın psikotik bozukluğa benzediğini söyledi.

                          "Aşk dediğin laftır derler" sözünü hatırlatan Doç. Dr. Hatice Güz, "Bir çok bilim adamı, 'Gerçekten aşk laf mı, hastalık mı, gerçek bir duygu mu?', 'Neden daha çok ergenlikte veya orta yaş krizinde aşkın adı geçiyor?', 'Neden aşık olunca kalp hızla çarpıyor, aşık olanın başı dönüyor?', 'Aşk ve erotizm ayrı mı, aynı mı?' sorularının cevabını arıyor. Aslında önemli olan kişinin kendinin ne düşündüğüdür" dedi.

                          Aşkla ilgili bir çok öykü bulunduğunu, bunlarda anlatılan kısımların aşıkların birbirine kavuşana kadar geçen sürecinin anlaşıldığını dile getiren Doç. Dr. Güz, aşkı için dağları delip kavuşan sevenlere ne olduğunun anlatılmadığına dikkat çekerek, "Dolayısıyla sevenler kavuştuğunda da aşk sürecek mi bilinemez. O zaman şu soru akla geliyor, aşk idealleştirmek midir? Felsefeci Freud'da dahil bazı bilim adamları aşkın idealleştirme olduğunu söylemiştir. Yani kişinin karşısında kafasında kurduğu biri var ve aslında ona aşık oluyor. Gerçek beraberlikte ise ne kadar o kişiye benzediği görülüyor. Herhalde bunun için aşkların sonu yazılmıyor" diye konuştu.

                          Aşk ile sevgi arasındaki farkı sorgularken, "Aşkta abartılı bir tutku vardır. Tutkunun içinde de cinsellik. Karşı tarafı özlemek, sürekli onunla meşgul olmak, kendi hayatınızı onunkiyle birleştirmek istenir. Sevginin içindeyse şefkat ve hoşgörü vardır. Aşk belli bir süre sonra biter" diyen Doç. Dr. Güz, araştırmalarda da bunun ortaya çıktığını vurguladı.

                          "AŞKIN ÖMRÜ 3 YIL"
                          Birbirine kavuşanların aşkının 3 yılın sonunda sona erdiğine işaret eden Doç. Dr. Güz, "Burada aşk ya sevgiye dönüşüyor ya da bitiyor. Kişiler birbirini tanıdıkça, başka yönlerini gördükçe, aslında yüceleştirdikleri kişinin gerçek yönlerini de kabul etmek veya etmemek durumunda kalıyor. Bu nedenle aşkı psikotik (şizofreni gibi bir hastalık) olarak görenler de var. Psikotik bozuklukta kişi hayal ve gerçek olanı ayırt edemez. Aşkta da böyle bir durum var" şeklinde konuştu.

                          Günümüzde aşkın biyolojisini anlamak için bir çok araştırma yapıldığını ve aşık olanlar ile olamayanların incelendiğini açıklayan Güz, sonuçta aşkın obsesif(takıntılı) kompulsif bozukluğa (saplantı-zorlantı bozukluğu) benzer bir durum olduğu kanısına varıldığını ifade etti.

                          Saplantı-zorlantı bozukluğunda olduğu gibi aşık olanlarda da serotonin adı verilen maddenin düşük olduğunun saptandığını vurgulayan Güz, şöyle devam etti:

                          "Normal kişilerle karşılaştırıldığında aşık olanlardaki serotonin düzeyinin yüzde 40 oranında düşük olduğu görülmüş. Aşıklarda mutluluk hormonu olarak serotoninin azalmasının yanı sıra dopamin denilen bir diğer beyin maddesi de değişikliğe uğruyor. Dopamin heyecan, istek, motivasyon gibi olayların dengesinde önemli bir madde. Bilim adamları şu anda 'Acaba insanların aşık olduğunda aklını yitirmesinin nedeni bu mu?' diye soruyor. Kişinin yetiştiği ortam, çocukluktan itibaren aldığı ve öğrendiği davranış kalıpları, bunlarla beraber kendi kişilik özelliklerinin getirdiği bazı davranış biçimleri ve beyin kimyasalları hepsi yoğrularak aşk denilen olgu varlığını hissettiriyor."



                          ALINTIDIR.
                          Olmadığın insan olarak sevilmektense, olduğun insan olarak nefret edilmek iyidir.

                          Yorum


                          • #14

                            Aşk Depresyonu yeniyor.Nedenini herkes iyi biliyor bence.Aşık insan sadece sevdiğini düşünür.Depresyonla harcayacak vakti yoktur.Aşk insanın dertlerini unutturan o anda sadece onla ilgilendiren bi durumdur.

                            Aşığın kendini ve karşısındakini idealize ederek yücelttiğini, karşısındakinin sivriliklerini, aykırılıklarını yumuşattığını; hatta görmezden geldiğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Ali Ayas, bu duyguyu şu ifadelerle tanımlıyor:
                            “Gördüğümüze aşık olmayız, aşık olduğumuzu görürüz. Belki de ilk kez bir başkasının iyiliği için gerçekten kaygı duyarız. O başkası ‘ben’imizin önüne geçer. Neredeyse egomuz erir, onunkinin içinde kaybolur. Bu ilginç bir duygudur, sanki doğamıza da aykırıdır. Çünkü içgüdülerimiz bize önce kendini koru, önce kendini düşün diye emretmiştir.”

                            Doğamıza pek aykırı gibi görünmesine bakarak aşkın hastalık olup olmadığının akla geldiğini ifade eden Dr. Ayas, aşığın ruh halini ise şöyle dile getiriyor:

                            “Gerçekten de ruhsal hastalıklardakine benzer bazı değişikliklerin, vücudumuzda aşık iken de olduğu gösterilmiş; serotonin, dopomin, oksitosin gibi Hormonların seviyelerinin değiştiği ispatlanmıştır. Yine de tüm bunlar aşkın hastalık olduğu anlamına gelmez elbette; çünkü sevgililer arasındaki duygu alışverişi sanıldığından karışıktır. Eşitlik ilkesine dayanmaz. Kartopu gibidir. Verdiğimizden çok daha fazlası bize geri döner. Seçilmiş olmak, beğenilmiş olmak gibi ihtiyaçlarımız karşılanır, seçip beğendiğimiz için. Bu evrende yalnız olmadığımızı hissederiz. Çünkü biraz da onun ayakları ile yere basarız daha sağlam olarak.”

                            AŞK TUTKUYA DÖNÜŞTÜĞÜNDE KISKANÇLIĞIN GÜDÜMÜNE GİRİYOR
                            Aşkın, sahiplenme arzusu ve sonucunda bir çeşit eşitlik içinde birleşme arzusu olabileceğini dile getiren Dr. Ayas, buradan hareketle 3 çeşit aşktan söz edilebileceğini kaydediyor. Aşk çeşitlerini ‘hükmeden aşk’, itaat eden ‘adayıcı aşk’ ve ‘birleştiren aşk’ şeklinde sıralayan Ayas, “Her üçü de tutkuya dönüşebilir. Tutku sahiplenmenin son ve kesin halidir. Mutlak olarak sahip olunma ya da sahip olma isteğidir. Nietzsche köleleştiren tutku için şöyle der; sahip olduğuna dair daha ince kanıtlar ister kişi. Bize verdikleri değil, aynı zamanda bizim için nelerden vazgeçebildiğini görme arzusudur. Dolayısıyla köleleştiren aşk aynı zamanda tüketen bir aşktır da. Aşk, tutkuya dönüştüğünde kıskançlık ve nefretin güdümüne girer. Gazetelerin üçüncü sayfalarındaki cinayetlerin ‘aşk cinayeti’ değil ‘tutku suçu’ olduğunu unutmayalım” diyor.

                            Bazı aşkların hastalıklı bir hale gelip psikiyatrinin alanına girebildiklerini belirten Dr. Ali Ayas, hastalık boyutu alan aşkları şöyle özetliyor:

                            “Erotomani, (ki bir çeşit akıl hastalığıdır) en sık rastlananıdır. Genelde daha üst sosyoekonomik düzeydeki bir erkeğe karşı bir kadının hissettiği imkansız aşktır. Gerçekle ilgisi kopmuş olan kişi bu aşkı hayalinde (hezeyanlarına) büyütür; hatta bazen karşısındaki kişinin hayatını zehreder.

                            Don Juanizm de bir başka hastalıklı aşk türüdür. Aslında buna aşk demek pek doğru değildir. Olabildiği kadar çok kadınla çiftleşme arzusudur. Burada kadını elde etme arzusu ‘dayanılmaz bir aşk’mış gibi yaşanır. Cinsel birliktelikten sonra ise ortada hiçbir duygu kalmaz.”

                            Aslında aşkın fizyolojimizde yol açtığı değişikliklerin büyük bir kısmının iyileştirici özellikleri olduğunu vurgulayan Dr. Ayas, “Aşk kalp hızımızı arttırır, kan dolaşımını hızlandırır, kişi kendini daha enerjik hisseder. Önceden aşılmaz gibi gördüğü sorunların üstesinden gelebilme gücünü kendisinde bulur. Fiziksel görünüm ve sağlığına daha dikkat eder. Spora başlar, estetik bakımını aksatmaz. Dolayısıyla özgüveni artar ve kendini daha Sağlıklı hisseder. Yine bazı Hormon değişimleri kişiyi Depresyondan koruyucu bir etki yapmaktadır. Dünyaya ve insanlara hoşgörüyle yaklaşır. Belki de ‘aşkın uğur getirmesi’ sözü bununla ilgilidir” diyor.
                            İHA

                            ALINTIDIR.
                            Olmadığın insan olarak sevilmektense, olduğun insan olarak nefret edilmek iyidir.

                            Yorum


                            • #15
                              bende şuan depresyonmudur nedir artık ismini koyamıcam ama acı çekiyorum hemde çok umuyorum ki zamanla geçer 6 ay oldu biteli ama hergeçengün artarak devam ediyo sanki

                              Yorum

                              İşleniyor...
                              X