Duyuru

Collapse
No announcement yet.

DENEMELER...

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Clear All
new posts

  • #31
    ...1- “Kıyamet günü, yüzünü azabın şiddetinden korumaya çalışan kimse, kendini ondan emin kılan gibi midir? Zalimlere kazandığınızı tadın” denilir. (Zümer:24)

    2- “Bir memleket vardır ki, o memleket halkı zulmetmekte iken biz onları helak ettik. Şimdi o ülkelerde, duvarlar çökmüş, tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kuyular kullanılmaz hale gelmiş, ıssız kalmış saraylar vardır.” (Hac:45)

    Allah Rasûlü’nün ifadesiyle : “Zulümden sakınınız. Çünkü zulüm kalblerinizi harâb eder.” Kalb harâb olduysa harâb gelir ki, kula zulmü Allah ve Resûlü haram kılmıştır. Peygamberimiz şöyle buyurur:

    1- “Müslüman müslümanın kardeşidir, ona hıyanet etmez, onu yalanlamaz, onu utandırmaz. Her müslümanın diğer müslümana ırzı, malı, kanı haramdır. Takva, işte bunlardır. Bir kimseye şer olarak, Müslüman kardeşini hor görmesi kâfidir.” (Riyâz’üs-Salihîn Trc: C.1, S.276)

    2- “Birbirinize haset etmeyiniz. Alış-verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın durmayınız ve birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birinizin bitmek üzere olan pazarlığını bozmayınız. Allah’ın kulları, kardeş olunuz. Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, ona hor bakmaz. Rasûlüllah üç defa göğsüne işaret eder, Takva işte buradadır. Bir kimsenin şerir olması için Müslüman kardeşi hor görmesi kâfidir. Müslümanın müslümana kanı, malı, ırzı haramdır.” (Riyâz’üs Salihin)...

    Yorum


    • #32
      *söylemeyipte yutkunduğumuz,boğazımıza kadar dolupta ses çıkaramadığımız çok şeyler var,şimdilik içimize atabiliyoruz,allah hepimize sabır versin.

      *gün gelir bizde konuşur rahat rahat içimizi dökeriz ama devir o devir,insanlar o insanlar değil.

      *elbet birgün hakkımızı arayacağız, yapılanları unutmayacağız.

      Yorum


      • #33
        Orjinal yazı sahibi: dert View Post
        *söylemeyipte yutkunduğumuz,boğazımıza kadar dolupta ses çıkaramadığımız çok şeyler var,şimdilik içimize atabiliyoruz,allah hepimize sabır versin.

        *gün gelir bizde konuşur rahat rahat içimizi dökeriz ama devir o devir,insanlar o insanlar değil.

        *elbet birgün hakkımızı arayacağız, yapılanları unutmayacağız.
        İnşallah.............

        Yorum


        • #34
          allah razı olsun raindrop...


          DİLENCİLİK! EN POPÜLER MESLEK
          İçinde yetiştiğim ortamda, ‘bedava sirke, baldan tatlıdır,’ denirdi. Herhalde içimize sinmiş, sürekli, ‘bedavaya getirmek, karşılığını vermeden, emek vermeden kazanmak,’ yolları aradığımızın farkına varıyorum.
          ‘A’ ve ‘B’ gibi iki insan arasında menfaat ilişkisi söz konusu olduğunda iki ihtimal düşünüyorum:
          (1) Bu ilişki adil bir ilişki olabilir; her iki tarafta, her hangi bir baskı, zorlama söz konusu olmadan, ilişkide kendini eşit ve hakkını almış olarak görür. İngilizce ekonomi dilinde, ‘Fair Exchange’ dedikleri durum budur.
          (2) Menfaat ilişkisi adil olmayan bir ilişki olabilir. Adil olmayan ilişkilerin de iki türü vardır:
          a) Gasp ve
          b) Dilencilik.
          Gasp ilişkisinde ‘A’ kendini güçlü, karşısındaki ‘B’yi çaresiz gördüğü için istismar eder, emeğini, zamanını, bilgisini sömürür, gasp eder ve karşılığını vermez. İnsaf diye bir şey yoktur; adil davranmak bu ilişkide bir değer değildir.
          Dilencilikte ise gaspın tam zıttı bir ilişki vardır. ‘A’ kendini güçsüz, çaresiz ‘B’yi güçlü görünce dilenmeye başlar. Böyle bir ilişki içinde ‘A’ kişisi elde etmek istedikleri için emek ve zaman vermek istemez. O karşıdakinin dini duygularını, gizli kalmış korkularını, kaygılarını kullanıp kendini acındırarak dilenir. Dilenci tutumu ve gasp tutumu özde birbirinin aynısıdır. Her ikisi de hakkaniyet, adil olmak, kazandığını hak etmek konusunda duyarsızdır. Her ikisi de baldan tatlı olan bedava sirkenin peşindedir.
          Dilenci, “yavrularının başı, gözü için; Allah seni sevdiklerine bağışlasın” diyerek karşıdakini sömürmeye çalışır; zalim, “evini başına yıkarım, hayatı sana zindan ederim,” diyerek.
          Her ikisi de ‘Korku Kültürü’nün ürünüdür. Korku kültürü içinde doğup büyüdüğümüz için çoğu kez ne zaman gasp ettiğimizin, ne zaman dilendiğimizin farkında olmayabiliriz. En acısı bu gasp ve dilencilik ilişkisini sadece sokaklarda, esnaf ve iş ilişkilerinde değil, ailede karı koca, anababa çocuk ilişkilerinde de görmek mümkün; güçlü gasp ederek, güçsüz dilenerek hayatta kalmanın peşinde.
          İnsanca yaşamanın sadece hayatta kalmak mücadelesinden farklı olduğunu anlayan bir toplum olduğumuz zaman ailede, iş hayatında ve toplumda ilişkilerimiz değişecektir. İlişkilerde hakkaniyet insanca yaşamanın vazgeçilmez bir yaşam değeridir.
          Doğan Cüceloğlu (09.05.2015)

          Yorum


          • #35
            - KORKU KÜLTÜRÜ-

            "İnsan, insan olarak doğmaz, oluşturulur," der Erasmus.

            İnsan nerede oluşturulur?
            İçine doğduğu ailede.
            Aile nerede oluşturulur?
            O toplumun kültürü içinde.

            Bir toplumda "korku kültürü" egemense insan, insan olma sürecini tamamlayamaz. "İnsanmış gibi" görünür, ama gerçek insan olamamıştır.

            Bir toplumda "saygı kültürü" egemense insan, insan olma sürecini tamamlayabilir. İnsanmış gibi görünür ve gerçekten insandır ve insan gibi düşünür, duyar ve davranır.

            Gerçek insan olma sürecini tamamlayamamış insanlar mış gibi yaşarlar.

            Korku kültüründe yaşayanların temel sorunu şudur: insanlar, mış gibi yaşadıklarının farkında değildirler. Mış gibi yaşayanlar çoğunlukta olduğu için mış gibi yaşamak o toplumda normal yaşam tarzı olur.

            O toplumdaki normal yaşam tarzına uymayanların, sıra dışı olanların, yani insan gibi düşünen, duyan ve davrananların "tuhaf" olduğu düşünülür.

            DOĞAN CÜCELOĞLU

            Yorum


            • #36
              *korku kültüründe sevgi-saygı yoktur,korkudan kaynaklanan zorunluluklar vardır.
              *korku kültüründe biz yoktur,ben-sen vardır,paylaşmak yoktur,bencillik vardır.
              *kişi yaptığını korkudan dolayı yapar,içinden geldiği için değil.
              *samimiyet,iyi niyet yoktur,yeri gelince yalan,yeri gelince insanı ezmek vardır,sonuca ulaşan her yol mübahtır.
              *esas olan liyakat değil,ahbap-çavuş ilişkisidir,kişi haketmese bile normalde elde edebileceğinden fazlasını alır,gücü elinde tutan herşeyin sahibidir.
              *oysa demokrasinin,fikir hürriyetinin çiçekleri ancak sevgi-saygı-rahmet kültüründe açar,kişiler birbirini kınamak,hainlikle suçlamak yerine elele vererek,toplumunu,hatta insanlığı daha üst seviyelere taşımak için uğraşır.
              * sevgi-saygı-rahmet kültüründe kişiler birey olabilecek,bir ağaç gibi tek ve hür olabilecek kadar güçlü,bir orman gibi olabilecek kadarda kardeş,sorumluluk sahibi ve psikolojik olarak yeterlidir.
              *birbirimize merhametimizi kaybetmemiz dileğiyle..

              Yorum


              • #37
                *rabbim şefkatine,merhametine,rahmetine,bereketine mazhar kullarından eylesin,
                *mevlam kalbimizi,fikrimizi,zikrimizi,benliğimizi hak yolundan ayırmasın,
                *bizi sırat-ı müstakim üzere olanlardan etsin,
                *aklı,düşüncesi,hareketi aşırıya kaçanlardan,beşeri putlara tapanlardan uzaklaştırsın inşallah

                Yorum


                • #38
                  *kişiliğimizdeki ve başarısızlıklarımızdaki eksik yanları,yeterince geliştiremediğimiz özgüvenimizi televizyonlardaki insanların,özellikle siyasetçilerin konuşmalarıyla tamamlıyoruz.
                  *dinlediği parti lideriyle kendini özdeşleştiren,başarısını kendi başarısıymış gibi addeden o kadar çok insan varki.
                  *işin kolayını bulmuşuz,normalde kolay elde edemiyeceğimiz şeyleri elde etmek için konvoylara,mitinglere,toplantılara katılıyoruz.
                  *dün bir lokantada yemek yerken bişeye şahit oldum;üniversite mezunu bir işsiz annesine babasına yakınıyordu.
                  *neden diyordu mitinglere katılmama izin vermiyorsunuz,iki birbirine zıt siyasi oluşumdan bahsedip,birine olmazsa birine katılmam lazım,yoksa iş bulamam diyordu.görüşleri onun için çok önemli değildi,inancını yitirmişti.
                  *yani kendi yeteneklerine güvenen insan sayısı çok az,çoğu zaman işimizi dilencilikle kazanıyoruz,çünkü ne üniversiteler ihtiyaca göre kurulmuş,nede üniversitelerdeki eğitim-öğretim sisteminde ve öğretim kadrosunda öğrencilere birşeyler kazandırmak için bir çaba var,birşeyler yapanda kendi gayretiyle yapıyor.
                  *parası olan çocuğunu özel okullarda,özel üniversitelerde okutuyor,eğitim kaliteli olunca iş bulmasıda kolay oluyor.
                  *olansa devlet liselerinde,devlet üniversitelerinde,hocaların eline otokontrol mekanizmaları olmadan bırakılmış,şekilden şekile giren sıradan öğrencilere,asistanlara oluyor.

                  Yorum


                  • #39
                    Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'tan doğru bir tespit.Dikkate alınmalı...
                    'ELİNE LEVYEYİ ALAN KAFAYA İNDİRİYOR'
                    Son dönemde siyasi parti liderlerinin miting alanlarındaki üsluplarının sertleşmesi konusunda değerlendirmesi sorulan Arınç şöyle konuştu:
                    "Seçim meydanları kitleleri coşturmaya, istikametlerini kesinleştirmeye, kararlarını artırmaya yönelik konuşmaların yapıldığı meydanlardır. Burada coşku heyecan biraz da eleştiri olur, polemik olur. biraz da öfke olur. Her şeyin azı karar, çoğu zarardır. Üsluplarımız en ağır eleştiriyi yapabilecek kadar olabilmeli ama hiçbir zaman hakarete, küçültücü olmaya, insanları aşağılamaya onlarla alay etmeye yönelmemelidir. Bunu kim yaparsa, yanlış yapar. Çünkü bu kadar aşırı sertlik veya aşırı konuşma hakaret, yönlendirme, tahrik etme olursa, bu sadece liderler arasında veya siyasetçiler arasında kalmaz. Sokağa da yansır, vatandaşlara da yansır. Türkiye şimdi böyle bir cinnetin içinde maalesef. Tartışma yok artık, eline levyeyi alan kafaya indiriyor. Eline bıçağı alan saldırıyor. Eline tabancayı geçiren, pompalıyı geçiren birbirlerinin üzerine boşaltıyor. Bu bir cinnet halidir. Bunun sebeplerini psikologlar araştırabilir. Ruhbilimciler araştırabilir. Ben bir siyasetçiyim. Siyasetçi olarak vardığım sonuç, nerede kavga varsa, o kavga orayla sınırlı kalmıyor, toplumda insanlar etkileniyorlar ve maalesef istem dışı, irade dışı hareketlere yönelebiliyorlar.

                    * * *

                    *Bunu duyunca aklıma Mevlananın şu dizeleri geldi;

                    2820. Padişahların huyu halka da tesir eder. Yeşil gök, yeryüzünü de yeşertir.
                    Padişah bir havuza benzer. Maiyetini de lüleler gibi bil. Su, göllere lülelerden akar.
                    Lülelerden akan suların hepsi, tertemiz bir havuzdan geldiği için her lüle, zevkli ve tatlı su akıtır.
                    Eğer havuzdaki su tuzlu ve pis olursa her lüleden aynı su akar.
                    Çünkü her lüle havuza muttasıldır. Sen bu sözün mânasına iyice dal, adamakıllı dikkat et, düşün!
                    ... 2825. Yurdu olmayan padişahlar padişahı can da, bak, bütün bedene nasıl tesir etmiştir.
                    Tabiatı, soyu sopu hoş aklın lûtfu da, bak, bütün bedeni nasıl müeddep bir hale getiriyor.
                    Kararı, sükûnu olmayan şuh ve şen aşk da bütün bedeni nasıl cünuna sürüklüyor?
                    Kevser gibi olan deniz suyunun letafeti yüzünden dibindeki ateş parçalarının hemen hepsi inci ve mücevherdir.
                    Usta hangi hünerde tanınmışsa, hangi hünerle şöhret bulmuşsa çırağı da o hünerde ilerler ,o hünerde meşhur olur.
                    2830. Usul ilmini bilen üstadın yanında zihni çevik, istidatlı talebe usul okur;
                    Fakîh üstadın yanında da usul okumaz, fıkıh tahsil eder.
                    Nahiv üstadının talebesi nahiv üstadı olur.
                    Hakikat yolunda mahvolan üstadın talebesi ise üstadının sayesinde padişahta mahvolur, yokluğa erişir.
                    Ölüm günü bütün bu bilgiler içinde işe yarayan ve yol azığı olanı da yokluk bilgisidir.
                    MESNEVİ-BEYİT-2820-2835

                    Yorum


                    • #40
                      *bazı şeyleri dile getirmek gerek,çünkü teşhis konarken iyi anamnez vermezsek sorunun çözümünü de negatif anlamda etkileriz.

                      *demokrasi kişilerin saygı çerçevesinde,fikirlerini dile getirebildikleri bir sistemdir,islamlada uyuşur(peygamber efendimizin tüm kararlarını etrafına danışarak verdiğini unutmayalım)

                      *kişiler fikirlerini ifade ederken daha ağzını açmadan,hainlikle,alçaklıkla,namuzsuzlukla suçlanıyorsa,insanlar fikirlerini içine atıyorsa,hatta bazı insanlar sırf menfaatleri için diğerlerinin ne düşündüğünü hiçe sayıp
                      onları susturuyorsa,o ülkede gelişmeden,merhametten,sevgiden,fikir hürriyetinden bahsetmek hiçte gerçekçi olmasa gerek.

                      *özellikle kendi insanına karşı tahammül ve hoşgörü bir siyasetçinin olmazsa olmaz yol azığıdır,onlar olmazsa yol alması imkansızdır.

                      *önce kendi insanına güven gerekir,güven olmazsa iç savaş kaçınılmazdır,savaşın olduğu yerde de dirlik düzen olmaz.
                      Last edited by dert; 22-06-2015, 07:02 PM.

                      Yorum


                      • #41
                        *uzlaşmak bir sanattır,dediğim dedik çaldığım düdük diyen insanlar uzlaşamadıkları gibi iki taşı üstüste de koyamazlar.
                        *her zaman hücum edilmez,en iyi savunma saldırıdır düşüncesi her zaman işe yaramaz.
                        *arada bir durmak,dinlemek,gereğinde yavaşlamak insana çok şey kazandırır.
                        *kötüye dahi o iyiyle tanışana kadar göz yummak,bazı hatalarını hoş görmek gerek,rehber olmak gerek.
                        *erdem sahibi olmak için deneyim sahibi olmak,deneyimleri kazasız belasız atlatmak içinse son derece hoşgörülü olmak,her şeyden öte insanları olduğu gibi kabul edecek kadar sabırlı olmak gerek.

                        Yorum


                        • #42
                          KÂMİL İNSAN OLMAK
                          AMELİ (eylemsel) HAK EDİŞLER GEREKTİRİR.
                          Bu nedenle kâmil insan: başkalarının yazdıklarını okumakla; başkalarının anlatıp söylediklerini dinlemekle ; başkalarının yaptıklarını seyretmekle ; başkalarının ürettiklerini alıp,çalıp, kopyalayıp, satın alıp, kiralayıp, ezbere KULlanarak KULLARDAN (dışarıdan) EDİNEBİLECEĞİNİZ BİR “şey” DEĞİLDİR.
                          Kâmil Însan Olmak/Olabilmek için 3 zorlu merhaleden (3 aşamadan, 3 zor kapıdan, 3derslikli okulun düşsel , düşünsel ve fiziksel (ameli, eylemsel) sınavlarından) başarıyla geçmek şarttır/ zorunludur/gereklidir.
                          Yeryüzüdeki her tür yaşam , her beden, her suret, her nefes, her ilim, her keşif, her mutluluk,her servet, her değişim AMELİ (eyleme, çaba ve çalışmalaradayanan) HAK EDİŞLERİN SONUCUNDA KAZANILMIŞ, SAHİP OLUNMUŞTUR.
                          O halde Allah'ın sevgisi de, sevdikleri de, sevgilileri de (ödülleri de) HAK EDİLMELİDİR. Lâfla (sözle, söylemle) SEVGİ YOK.
                          O tür (içi nesnel eylemden yoksun, boş, delilsiz kanıtsız) sevgi sözleri külliyen yalandır, boştur, eksiktir, kandırmacadır.
                          Allah’ın adaletinin / eşitlikçiliğinin / hakkaniyetinin en yüce göstergelerinden biri: KEDİ, KÖPEK gibi yeryüzündeki tüm hayvanlara, her cana, canana İNSAN DOĞMAK, İNSAN OLMAK VE KÂMİL İNSAN OLMAK / OLABİLMEK FIRSATINI EŞİT OLARAK SUNMUŞ OLMASIDIR.
                          İnsandan / insan suretinde doğmak HAK EDİLMİŞ (başarıyla geçilmiş sınavların) BİR ÖDÜLÜDÜR / SONUCUDUR. Her sonuç >>> sonraki sonuçların nedenidir. Yani, her son aynı zamanda (eş zamanlı) bir başlangıçtır. İncillerde söz edilen “ALFA ve OMEGA” işleyişidir.
                          İnsan suretinde /insandan doğmuş olmak İNSAN OLUNDUĞU ANLAMINA GELMEZ.
                          Kâinatın hiç bir yerinde NEDENSİZ (sebepsiz ve hak edişsiz) OLUŞAN, OLUŞABİLECEK OLAN HER HANGİ BİR SONUÇ YOKTUR. Her oluş = bir hak edişin sonucudur.
                          İnsan bedeninden /insan bedeninde (suretinde, görünümünde) doğmuş olan her canlının KÂMİL İNSAN OLABİLMESİ / KÂMİL İNSAN SEVİYESİNE ERİŞEBİLMESİ İÇİN ÖNÜNE TÜRLÜ ÇEŞİT SEÇİMLER (birbirine benzer görünen oysa hakikatte birbirlerine tamamen zıt varlıklar, nesneler, eşyalar, kişiler, meslekler, işler, uğraşlar, düşünceler) “fırsat/şans, talih, kader, kısmet, nasip” gibi adlar/isimler/tanımlar/kavramlar/sözcükler/sıfatlar altında SUNULMUŞTUR /SUNULUR.
                          Kâmil insan olabilmek / Kâmil İnsanlığa erişebilmek öyle oturduğunuz yerden hiç bir eylem göstermeden, risk üstlenmeden, girişimde bulunmadan, hiç bir çaba harcamadan HAK ETMEDEN kolayca, bedava elde edilebilecek / olunabilecek / erişilebilecek ucuz, basit ve değersiz “ŞEY” değildir.
                          Kâmil İnsan olabilmenin yolu “sevgi” ile başlar. Kendini bilmek, bulmak keşfetmek herşeyden önce kendini SEVMEK ve bulduğunda, keşfettiğinde sevgiyle KABUL ETMEYİ gerektirir. Bu ilk aşama YARATILMIŞI SEVMEK seviyesidir (1.sınıfıdır tanrısal/ilâhi okulun). Kendini, kendinde olanı sevmeyen, sevgiyle kabul etmeyen başkalarını sevemez, sevgiyle kabul gösteremez.
                          Gözler dünyaya, hayata ve evrene açılan PENCELERİDİR CANLILARIN VE İNSANLARIN. Göze bakmayı bilmeyen kişi içerdeki TANRISAL ÖZÜ göremez. AŞK bu nedenle gözlerde başlar; GÖZLERE BAKARAK KEŞFEDİLİR. “Aşk yapmak” kılıfı, yalanı, aldatmacası altında gözler kapalı şekilde sex yaparak keşfedilemez AŞK. Ve AŞK 3 harften (3 ilâhi unsurdan) müteşekkildir.
                          İnsanlara verilmiş olan 5 asli duyu organının en az üçünün NESNEL, FİZİKİ, DENEYE, GÖZLEME DAYANAN onayı ,tanıklığı gerekir AŞK’ın doğrulanması ; doğru seçim olduğunun kesin şekilde bilinip, keşfedilip anlaşılması (ONAY GÖRMESİ, KABULÜ) için.
                          Günümüzde ne yazık ki bu kadim bilgiler UNUTULDU, UNUTTURULDU ve bu nedenle öğretilmiyor.
                          Yazıyla, sözle, harfle, şekille, resimle, müzikle,rakamlarla KOLAY, BASİT VE UCUZ yoldan anlatılıp öğretilebilmesi/ öğrenilebilmesi ; ticari bir mal, emtia gibi verilip/alınabilmesi (sonsuz ve sayısız ikilikler, gel-gitler, şüpheler, korkular,ŞİRKLER, “acaba”! lar içinden AKIL kurtarılmadıkça ) İMKÂNSIZ olduğundan ben de burada sözlerimi , anlatımımı noktalıyorum.
                          HAYATTA EDİNİLEN, KAZANILAN her değerin (ödülün) EDERİ, BEDELİ VARDIR.
                          Bedelsiz, edersiz , karşılıksız , hak etmeden alınabilecek tek bir nefes bile YOKTUR.
                          Daha fazlasını HAK ETMEK GEREKİR (bu şarttır, zorunludur).
                          EMEKSİZ ,RİSKSİZ, ÇABASIZ, CESARETSİZ, KARARSIZ (dengesiz, tutarsız), AZİMSİZ, SEBATSIZ, SADAKATSİZ, GÜVENSİZ (hiç bir şey vermeden) ELDE EDİLEBİLECEK HİÇ BİR HELÂL KAZANÇ VE TANRISAL ÖDÜL YOKTUR.
                          Kâmil İnsan olmayı HAK ETMEK GEREKİR.







                          Yorum


                          • #43
                            *güzel bir yazı,tabi kamil insan olabilmek,okuduğumuz,gördüğümüz kadarıyla çok kolay değil, islam tasavvuf büyükleri bile en büyük noktayı kul olmak olarak görmüş.

                            *emek konusunda haklısın,zaten kavgada hep orda çıkmıyor mu?,gücün nispetinde bencede çaba göstermek gerek birşeyler almak için.ama hastayı,zayıfı,yetimi unutmayalım,herkesin hayata tutunma gücü aynı olmayabilir.

                            *vicdanı olan insan yetiştirmek,ama önce içindeki vicdanı yeşertmek lazım,tabi nefsinin hakkını da gözeterek.

                            *ve dediğin gibi önce kendini bilmek lazım,yunusların,hacı bayramların,mevlanaların işaret ettiği gibi...

                            Yorum


                            • #44
                              *civciv sevdasıyla, üzerine oturduğun yumurtaların geleceği için,emeklerin boşa gitmemesi için uğraşmayı anlarımda,
                              *nereye kadar be kardeşim;yıkılmış haneler,viran olmuş bağlar,kaderine çizik atılmış insanlar,milletler var.
                              *bıçağın kemiğe dayandığı yerde milletinin,devletinin,kardeşinin arkasında durmayanın civcileri büyüse,eğitilse,aleme hükümdar olsa ne değişecek,neyi değiştirecek.
                              *belki kurtaracak bir ümmet bile bulamayacağız bu gidişle...

                              Yorum


                              • #45
                                *demokrasiyi,söz hakkını küçümsemeyin,insanların birbiriyle kaynaşmasında söz hakkı,meşveret önemlidir.
                                *gelişmiş devletler tüm vahşilikleriyle başka coğrafyalara kan kustururlar ama kendi içlerinde mümkün olan en azami şekilde söz hakkına saygılıdırlar,birbirlerini dinlerler.
                                *birbirlerine kolaylık sağlarlar ama dışarıya karşı alabildiğine zorludurlar,tıpkı allahın kuranda müslümanlara emrettiği gibi.
                                *birbirimize aptal ya da hain muamelesi yapmayalım,hepimizin gözleri birşeyler görüyor ve hepimizin fikirleri var,dinlersek daha doğru sonuçlara ulaşabiliriz diye düşünüyorum.
                                *bu memlekette belli düşüncede olanlar hain,gerisi vatansever kabul ediliyorsa,kale içten fethedilmiş ve zaten yıkılmanın eşiğindeyiz demektir.
                                *derlemek,toplamak,dinlemek,fikirleri cem etmek,sadece kendi tarafının değil hepimizin menfaati için çalışmak lazım.
                                *kişisel hatalar olabilir,ama ülkenin birliğe odaklanması gereken zamanlarda,bunların üzerinde bu kadar durmak doğru değil,
                                *hata yapanı uyar,gerekirse cezalandır ama önceliğin insanının kardeşinin menfaati olsun.

                                Yorum

                                İşleniyor...
                                X