Yosunlar dalgaların gelgitleriyle hareket ediyordu, kayaların dibinde. Az sonra parçalanacağım kayalar, yemin atılmasını ağzını açarak iştahla bekleyen bi timsah gibiydi, bedenimi bekliyordu, kafamı yarmayı, gözlerimi oyuklarından çıkartmayı, göğüs kafesimi cam bir bardak gibi paramparça etmeyi,senin güzel ellerini tuttuğum şu parmaklarımın kemiklerini tamamen kırmayı istiyordu... Aşağıdan bana bakıyordu, diliyle dudaklarını ıslatıyor, gözlerinde şeytani bir iştah beliriyor, elleriyle beni sert tabakasına meyl ediyordu... bu acımasız kayalar, beklemekten sıkılmış, hemen aciz, narin bedenimle midesini doyurma dileği taşıyordu... tanrı gibi ezgisel bir sesle kulağıma "gel artık, gel" diye fısıldıyordu.
Aslında senin bana ihanet etmende tek bir suçun dahi yoktu. Bütün bunlar, doymak bilmeyen kayaların oyunuydu. Kayaların sadece bazı insanlarda bulunan besinlere ihtiyacı vardı. Ne yazık ki, kayaların istediği besin bende de vardı, bunun adı kaderdi. Kayalar yerimi tespit ettikten sonra, beni bu uçsuz bucaksız uçuruma getirmek amacıyla küstah oyununa başladı. Canımdan çok sevdiğim insanların kalplerine kendinden biraz parça ekledi. Hani taş kalpli diye adlandırdığımız insanlar var ya, işte onların taş kalpli olmasının nedeni kayaların oyunuydu tamamen.
Kayaların taş yerleştirdiği, onsuz yaşayamayacağımız kalpler bize iğrenç şekillerde ihanet etmeye başladı. Bu kalpler en berbat günümüzde yanımızda olması gerekirken, kayaların fesatlığı nedeniyle bize bir tekme daha attı. Kalplerimize ihanetten hançerler saplandı, kafalarımıza ihanetten kurşunlar sıkıldı, cehennemi dahi hayran bırakacak şekilde bizi yakmaya başladı. Ellerini tuttuğumuz, her şeyi paylaştığımız, gözlerimize bakınca karşılıklı mutluluk saçtığımız, gölgeleriyle aşk yaşadığımız bu insanlar, kalplerine kayanın yerleştirdiği taşlar nedeniyle bizi terk edip, yalnız bıraktı, en kötü günlerimizde..
Ardından bu kalplerdeki taşlar mahirce dizildi, kendisini takip etmemizi söylüyordu. Aylarca takip ettik, izlediğimiz bu taşları her gördüğümüzde gözlerimizden yaşlar boşalıyordu.. Nihayetinde taşlar uçsuz bucaksız bir uçurumun kenarında bitti ve o zaman her şeyi anladım. Uçurumun dibindeki kayaların bu taşları sevdiklerimizin kalplerine yerleştirerek buraya gelmemizi ve kendisini beslememizi istediği bir oyun kurduğunu öğrendik.
Şimdi bu kaderlerinde kendisini besleyecek yem bulunan insanı ayağına getiren kayalar, iştahla bekliyordu bedenimi, taş tabakasını kanımın boyamasını hayal ederek vecd oluyordu, istediğini başarmıştı, ayağına kadar beni getirmiş, şimdi son darbeyi yapmamı bekliyordu, Artık takip edebileceğim, yüreğimi ezecek bir taş parçası kalmamıştı, hepsi aşağıdaki kayada birleşmişti, atacağım bu adım boşluğa olacaktı ve son adımım ve nefesimde burada sonlanacaktı.
Kaya beni istiyordu, kaderimde bulunan besine ihtiyacı vardı. Bir çoğu da bu kayalara yem olmuştu, Kendi suçu değildi, kaderiydi her şey.
Aslında senin bana ihanet etmende tek bir suçun dahi yoktu. Bütün bunlar, doymak bilmeyen kayaların oyunuydu. Kayaların sadece bazı insanlarda bulunan besinlere ihtiyacı vardı. Ne yazık ki, kayaların istediği besin bende de vardı, bunun adı kaderdi. Kayalar yerimi tespit ettikten sonra, beni bu uçsuz bucaksız uçuruma getirmek amacıyla küstah oyununa başladı. Canımdan çok sevdiğim insanların kalplerine kendinden biraz parça ekledi. Hani taş kalpli diye adlandırdığımız insanlar var ya, işte onların taş kalpli olmasının nedeni kayaların oyunuydu tamamen.
Kayaların taş yerleştirdiği, onsuz yaşayamayacağımız kalpler bize iğrenç şekillerde ihanet etmeye başladı. Bu kalpler en berbat günümüzde yanımızda olması gerekirken, kayaların fesatlığı nedeniyle bize bir tekme daha attı. Kalplerimize ihanetten hançerler saplandı, kafalarımıza ihanetten kurşunlar sıkıldı, cehennemi dahi hayran bırakacak şekilde bizi yakmaya başladı. Ellerini tuttuğumuz, her şeyi paylaştığımız, gözlerimize bakınca karşılıklı mutluluk saçtığımız, gölgeleriyle aşk yaşadığımız bu insanlar, kalplerine kayanın yerleştirdiği taşlar nedeniyle bizi terk edip, yalnız bıraktı, en kötü günlerimizde..
Ardından bu kalplerdeki taşlar mahirce dizildi, kendisini takip etmemizi söylüyordu. Aylarca takip ettik, izlediğimiz bu taşları her gördüğümüzde gözlerimizden yaşlar boşalıyordu.. Nihayetinde taşlar uçsuz bucaksız bir uçurumun kenarında bitti ve o zaman her şeyi anladım. Uçurumun dibindeki kayaların bu taşları sevdiklerimizin kalplerine yerleştirerek buraya gelmemizi ve kendisini beslememizi istediği bir oyun kurduğunu öğrendik.
Şimdi bu kaderlerinde kendisini besleyecek yem bulunan insanı ayağına getiren kayalar, iştahla bekliyordu bedenimi, taş tabakasını kanımın boyamasını hayal ederek vecd oluyordu, istediğini başarmıştı, ayağına kadar beni getirmiş, şimdi son darbeyi yapmamı bekliyordu, Artık takip edebileceğim, yüreğimi ezecek bir taş parçası kalmamıştı, hepsi aşağıdaki kayada birleşmişti, atacağım bu adım boşluğa olacaktı ve son adımım ve nefesimde burada sonlanacaktı.
Kaya beni istiyordu, kaderimde bulunan besine ihtiyacı vardı. Bir çoğu da bu kayalara yem olmuştu, Kendi suçu değildi, kaderiydi her şey.
