Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Evlilikte Ebeveyn Tutumları

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Clear All
new posts

  • Evlilikte Ebeveyn Tutumları

    Bazı gençler, evlenmek istedikleri kişilerin aileleri konusunda uyarıda bulunmak isteyenlere şöyle bir cevap verirler: “Ben onun ailesiyle değil, kendisiyle evleniyorum. Ailesinden bana ne”. Bu düşünceyle evlilik hayatına başlayanları acı sürprizler bekler. Kadın da erkek de, nikah defterini imzalarken, aynı zamanda yeni bir aileyle de iç içe yaşamayı kabul etmiş demektir.

    Evlenirken, sadece karı - koca olacağınızı düşünüyorsunuz. Halbuki onunla hayatınızı birleştirirken, ailesiyle de evlendiğinizi çok sonra fark ediyorsunuz. Tam kendi ayaklarınızın üzerinde durmaya ve yeni ailenizi kurmaya başlamışken, hem ebeveynleriniz, hem de eşinizin ailesi evliliğinize müdahale etmeye başlıyor. Sık sık gelip gitmeleri, telefon açıp her ayrıntıyı merak etmeleri, her konuya müdahale edip, akıl vermeleri ve verdikleri aklı uygulamanızı beklemeleri, iletişimi güçleştirebilir. Daha gelenekçi bir yapıya sahip olduklarından, onlara giderken ya da onlar geldiğinde, kıyafetlerinize bile normalden daha fazla titizlik göstermeniz gerekebilir.

    Ailelerin müdahaleleriyle başa çıkmak

    Yeni evliler için iki tarafın ailelerinin müdahaleleri soruna yol açabilecek konulardan biridir. Aileler kendi evlilik deneyimlerini her fırsatta yeni çift ile paylaşmak isteyebilirler. Ancak, kendi ailesini kurmak için çaba gösteren çift bu durumdan rahatsız olabilir. Bir müddet sonra ne yapacağını bilemeyen genç çift arasında huzursuzluklar ve tartışmalar başlayabilir. Eşiniz kendi annesinin ve babasının üslubuna ve davranışlarına alışık olduğundan, onların müdahalelerinden sizin kadar rahatsız olmayabilir. Ancak unutmayın ki, aynısı sizin için de geçerlidir. Ailelerinizin müdahalesinden rahatsız olduğunuzu onları kırmadan söyleyebilmek hiç kolay değildir, ancak her zaman açık yürekli olmakta yarar vardır.

    ‘Kayınvalideler gelinlerini sevmezler’

    Kayınvalidelerin gelinlerini sevmedikleri, damatlarını her zaman el üstünde tuttukları söylenir. Bazı ailelerde bu sözleri doğrulayan olaylar yaşanır. Özellikle evi kayınvalide ve kayınpederinizle paylaşıyorsanız, ev düzeni, sofra alışkanlıkları, temizlik, vb. birçok konuda kendi ailenizdeki alışkanlıklarınızdan farklı yepyeni durumlarla karşı karşıya kalırsınız. Özellikle hayatınızı kontrol etmeye çalışırlarsa ve onların alışkanlıklarına uygun davranmanızı beklerlerse ne yapacağınızı bilemediğiniz anlar olabilir. Çünkü hem onları kırmak istemezsiniz, hem de kendi istekleriniz doğrultusunda davrandığınız zaman kırılacaklarını düşünürsünüz. Eşinizin ailesiyle bu tür problemler yaşamamak için mesafeli ama olumlu bir ilişki başlatın. Ancak yine de zaman zaman gerilimler yaşanabileceğini bilmelisiniz. Böyle durumlarda, rahatsızlıklarınızı içinize atmak ya da, “bu, eşimle benim hayatım, bu duruma katlanmak zorunda değilim” diye düşünmek yerine, bu durumu eşinizle birlikte değerlendirerek ortak bir karar vermek çok daha yapıcı olur.
    Kimsenin seni üzemeyeceği kadar güçlü olduğunda ve sen kimseyi üzmeyecek kadar iyi olduğunda; mutlusun demektir .

  • #2
    Annelik ve babalık bir meslektir. Bu mesleğin, incelikleri vardır. Bu mesleği, inceliklerine vakıf olmadan icra etmek, imkansızdır. Annelik-babalık mesleği, çocukların geleceklerine ipotek koymak için varedilmiş bir kurum değildir. Yanlışlara, ihmallere, söndürülen hayatlara, meşruiyet kazandıracak bir müessese, hiç değildir.

    Anne-babalar; yanlışları için,kararttıkları hayatlar için, söndürdükleri yaşamlar için, çaldıkları yaşam sevinçleri için,yıktıkları yuvalar için, anneliği ve babalığı alet edemezler. Anne ve babalığın kutsallığına sığınamazlar.

    Annelik ve babalık, çocukların hayatlarının deneme tahtası yapıldığı bir yer değildir. Anne-babalar çocuklarıyla her konuda istişare ederler. Çocukların olaylara farklı açılardan bakmaları için; bilgi, birikim ve tecrübelerini ortaya koyarlar. Onları, kutsadıkları yörüngelerine oturtmaktan ziyade, onların, kendi yörüngelerinde gitmeleri için tam destek verirler.

    Anne ve babalar yanlış yaptıkları zaman, yanlışlarından da sorumluluk alırlar. Anne ve baba olmaları, yaptıkları yanlışları meşru kılmaz. Yaptıkları büyük yanlışları, büyüklük ve hürmet perdesi altında, örtemezler. Bu durumun, hürmetle, hatırla hiçbir alakası yoktur. Bu söylem, insanların yaşamını sömürmek için kullanılan bir savunma mekanizmasından ibarettir.

    Anne-baba, çocukların hayatlarını geliştirmek için vardır. Mutlu seçimler yapmalarında yardımcı olmak için vardır. Yoksa;
    Onların hayatlarını yönetmek için değildir.
    Sömürmek için değil,
    Tercihlerine ipotek koymak için değil,
    Yanlışları meşru göstermek için değil,
    Çocukların yaşamlarını, deneme tahtası yapmak için değil,
    Kaprislerini, komplekslerini tatmin etmek için değil,
    Kendi gerçekleştiremediği hayalleri, çocuklarına yüklemek için değildir.

    Anne-babaların en büyük görevi, çocuklarını evliliğin sorumluluklarını taşıyabilecek şekilde donatmak ve onları yaşayacakları çağa hazırlamaktır.

    Anne-baba hakkı, neden çocukların iş ve eş seçimleri söz konusu olunca devreye giriyor da, sair zamanlar bu kadar öne çıkmıyor? Her hak, bir görevin karşılığıdır. Hazreti Adem’den beri hak ve görev kardeştir. Hakkım var diyen insanın, görevini en güzel şekilde yapması beklenir. Günümüzde, insanların yaşadığı en büyük çelişki, sorumluluklarını yerine getirmeden, hak istemeleridir. Anne-babalar evliliğin eşiğine getirdiği çocuklarını, tam bir donanımla donatmışlarmıdır? Bu sorumluluktan asla kaçamazlar.


    *Her insanın hayatı kendine özeldir. Hiçbir insanın hayatı, bir başka insanın hayatının tekrarı olamaz.

    * “Yaşamımız; önem verdiğimiz olaylara karşı sessiz kaldığımız zaman; kararmaya başlar.”

    *İçindeki baskın yönünü açığa çıkaramayan insan, ölene kadar acılar içinde kıvranır. Yaşam, elektirikli sandalyede geçen dakikalar gibi, tam bir işkenceye dönüşür.

    * Hayatı gecikmeli tarifeden öğrenmek, pahalı bir öğrenme yöntemidir. Yaşamımızı mutlaka plânlamalıyız. Hayatın en önemli iki seçimi olan iş ve eş seçiminde; en ufak bir yanlış yapmamız, ileride yaşayacağımız hayatı işkenceye dönüştürebilir. Hemen burnumuzun dibindeki insanlar, hayatı tatil modunda yaşarken, bizler bu yanılgımız yüzünden, seçimlerimizin üzerine kurduğumuz hayatı, işkence modunda yaşayabiliriz. Çünkü, iş ve eş seçimi, sıradan bir seçim değildir. Bizler iş ve eş seçmekle, bir iş ve eş seçmiş olmuyoruz. Bir hayat tarzını seçmiş oluyoruz.Bu dünyada ki, YAŞAM TARZIMIZI belirliyoruz. Yanılsamalarımızı minimize etmek için, kendimizi bilgiyle ve gözlemle donatmalıyız.

    *Tecrübe, hayatta yenen kazıkların bileşkesidir. Evet, ibret alalım, ama ibret olmayalım. Hayat, kitaplarda anlatıldığından çok farklıdır. İki üniversite bitiren ve üç dil bilen bir insan bile, hayatla ilgili seçimlerinde dikkat etmezse, büyük yanlışlar yapabilir. Mutsuz olabilir. Bilgili insan olmak başka, bilgiyi huzura ve mutluluğa dönüştürebilmek başkadır.

    *Her ihtiyaç kendi cinsinden halledilir. Yemek yiyerek susuzluğumuzu, su içerek açlığımızı gideremeyiz. Şişkin cüzdanlar, cilalı suratlar, son model arabalar, lüks villalar, İnsanların psikolojik ihtiyaçlarını karşılayamazlar.

    *Eğri cetvelin, doğru çizgisi olmaz. Bir insanın, evleneceği insanı tanımakta göstereceği isabet, kendini tanımaya bağlıdır. Bir insan kendini ne kadar iyi tanırsa, evleneceği insanı o kadar iyi tanır. Kendini iyi tanıması demek; duygu yapısı, düşünce yapısı, baskın yönü, zaafları ve saplantı düzeyinde olmayan öncüllerini tanımak demektir.

    *Ormanda en çok bodur kalan ağaçlar, büyük ağaçların gölgesine sinen ağaçlardır. Bir YÜK olanlar, asla bir BÜYÜK olamazlar. İz takip edenler, iz bırakamazlar. Bir bilge şöyle der: “Ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben az kullanılanı seçtim. Bu, hayatımdaki bütün farkı yarattı.”

    *Başarı sonuç değil, süreçtir. Herkes hata yapar ama, ahmaklar hatalarına bağlı kalırlar. Hatalarında, inadına ısrar ederler. Önemli olan, ekşi limonu tatlı bir limonataya dönüştürebilmektir.Ya hep, ya hiççi olmamalıyız. Zararın neresinden dönülürse kârdır.

    * Yapmamamız gerekenleri yapmamız, yapmamız gerekenleri, yapmamamızdan daha tehlikelidir. İçmeniz gereken bir ilacı, geç de olsa içebilirsiniz. Ama içmemeniz gereken bir ilâcı içerseniz, ölürsünüz. İyilikleri yapmadan önce, kötülüklerden kaçınmak esasdır. Buğday biriktirebilmek için, öncelikle, farenin şerrini defetmeliyiz. Havuzumuzda su biriktirebilmek için, su depolamadan önce, delikleri tıkamalıyız. Yaşamımızın en büyük karadeliği, psikolojik sınırlarımızın, sürekli olarak saldırıya maruz kalması ve sınırlarımızı korumakta düştüğümüz çaresizliktir.

    Ne kalabalıklar, ne gelenekler, ne de bir başkası ve hiç kimse, bizim davranışlarımız üzerinde yargıç kılınmış değildir.( din, evrensel doğrular, toplumun rahat ve huzurlu yaşaması için konulan yasalar, kurallar ve benzerleri müstesna) Ayrıca, fark edilmediğiniz, değerli kılınmadığınız bir kalabalıkta, sadece ceset olarak bulunmanın anlamı nedir? O yüzden, yaşamımıza yönelik müdahalelere karşı, kırmızı çizgilerimiz olmalı ve bunları sihirli kelime olan HAYIR kelimesiyle koruyabilmeliyiz. Bazen bir hayır kelimesi, bizleri binlerce evetten kurtarabilir. Burada ölçü şudur: Ne evetlerimizi, ne hayırlarımızı, otomatiğe bağlamamalıyız. Toptancı bir kabul ve toptancı bir ret, bize bir şey kazandırmaz.

    *Düşmanlarına çok kin besleme, gün gelir, ahmak dostlarının şerrinden seni, onlar kurtarır. İşte o gün, hayatının en acı günüdür. Kişinin hayat kalitesini artıran ahmak dostları değil, akıllı düşmanlardır. Onlara bakarak yönünüzü bulabilirsiniz

    *Hırsızlık, her zaman, mal çalmak değildir. En büyük hırsızlık, insanın içindeki yaşam sevincini çalmaktır. Okurlarımdan önemle rica ediyorum ki, dünyanın dengesiyle oynayınız ama, bir insanın duygularıyla asla oynamayınız. Bunun bedelini mutlaka, ama mutlaka ödersiniz. Hissetmediğiniz duyguları, söylemeyiniz. İfade ettiğiniz duygularınızdan da mutlaka sorumluluk alınız.

    *Hayatın üçte birine (yaşamın hazırlık yıllarına) hamallık etmeliyiz ki, kalan üçte ikisinde rahat edelim. Zaten yaşam, kişiyi mutlaka çalıştırır. Kişi ya kendine çalışır. Ya da kendine çalışanlara, çalışır.
    Senin, senin için yapman gerekenleri, sen senin için yapmazsan; senin, senin için yapman gerekenleri, bir başkası senin için neden yapsın ki?



    (Yazan:Nusret KARDELEN)
    Kimsenin seni üzemeyeceği kadar güçlü olduğunda ve sen kimseyi üzmeyecek kadar iyi olduğunda; mutlusun demektir .

    Yorum


    • #3
      Bir erkek ve iki kadın; gelin ve kayınvalide

      Bazı ebeveynler, gençleri tecrübesiz bulduklarından, onlarla ve dolayısıyla evlilikleri ile sürekli ilgilenme isteğindedirler.

      Bazıları, gelinlerini/damatlarını sürekli olarak eleştirme eğilimindedirler.

      Bir diğer gruptakiler, daima evlatlarının kendileri ile ilgilenmesini isterler ve hatta eşlerin birbirleri ile ilgilenmelerini kabul edemezler.

      Yine bazı ebeveynler, evli çocuklarının her işini kontrol altına almak ve hayatlarındaki her şeye karışmak isterler.

      Bazı ebeveynler de kendi evliliklerindeki anlaşmazlıklar ve maddî sorunları için hiçbir şey yapmayıp bütün sıkıntılarını çocuklarına yaşatırlar.

      Bir grup ebeveyn ise psikolojik sorunları nedeniyle eşleri birbirlerine kışkırtıp evlilikte sorun çıkarma konusunda aktif girişimlerde bulunurlar.

      Bu sayılan özelliklere sahip ebeveynler sayesinde evlilikler çoğu kez çıkmaza itilmektedir. Bütün toplumlarda kayınpederlere nazaran kayınvalidelerin negatif bir imajı vardır. Gelin-kayınvalide çatışması, her kültürde rastlanan evrensel bir olgudur. Gelinleriyle uyum içinde geçinen kayınvalideler özellikle toplumsal alt kültür katmanlarında neredeyse istisna gibidir.

      Gelin kayınvalide arasında yaşanan anlaşmazlıklardan doğan sorunlar eşler arasında da çatışmaya yol açmakta, aile içi duygusal ve fiziksel şiddete neden olmakta, hatta evliliklerin boşanma ile sonuçlanmasını sağlayabilmektedir.

      Gelin-kayınvalide anlaşmazlığının birçok psiko-sosyal nedeni vardır. Kayınvalideler, kendilerine göre hayat tecrübesi olmadığını düşündükleri gelinlerini eğitmek istemektedirler. Fakat bunu usulüne uygun olarak yapmak zor geldiği için çoğu kez ima ederek, kızarak, tersleyerek, tavır alarak hatta başkalarının yanında küçük düşürerek yaparlar. Bu tür tutumlar ise, normal olarak herkes için geçerli olduğu gibi gelinde de hoşnutsuzluğa neden olur ve gelinin savunmaya geçmesini ve cephe almasını sağlar.

      Gelin-kayınvalide çatışmasının bir başka nedeni kuşak çatışmasıdır. Gelinlerinin de kendileri gibi olmasını isteyen kayınvalideler, farklılığı hazmedemeyip gelinlerini oğullarına şikâyet ederek değişmelerini sağlamaya çalışırlar. Kayınvalideler, gelinlerinin kendilerinden farklı bir birey olduğunu ve farklı zamanda yetiştiklerini, farklı kültürden geldiklerini ve farklı ailede yetiştiklerini algılamak zorundadırlar. Her şeyin değiştiği gerçeğini kabul ettikleri takdirde sorunlar azalacaktır.

      Gelin-kayınvalide sürtüşmesinin diğer bir nedeni, paylaşılamayan koca/oğuldur. Kayınvalidenin oğlunu “el kızına” kaptırdığını düşünmesi geliniyle rekabet içine girmesine sebep olur. Burada evlâda bağımlılıktan da sözetmek mümkündür. Oysa o paylaşılamayan erkek, gelinin kocası, kayınvalidenin de oğludur. Bu ilişkinin başka bir boyutu olamaz. Mantıklı düşünüldüğünde erkek için her iki kadının da vazgeçilmez olduğu aşikârdır ve çatışmaya girmeye hiç gerek yoktur.

      Vaktiyle kendisi de gelin olmuş, benzer olumsuz tecrübeleri yaşamış olan kayınvalidelerin gelinlerine karşı düşüncelerinde yapıcı bir tutum geliştirmesi mümkünken maalesef bunun tersi tutum ve davranış geliştirirler. Burada da kültürel aktarımın etkisi görülmektedir. Aileye katılan gelinin artık ailenin bir üyesi olduğu kabul edilerek kayınvalide-gelin ilişkisinin bir nevi anne-kız ilişkisi gibi değerlendirilmesi gerekmektedir. Yaşanan olaylarda ve davranışlarda kötü bir niyet bulunmadığı sürece hiçbir konu sorun hâline dönüştürülmemelidir. İlişkilerde sorun çıkması hâlinde konu açıkça görüşülerek, medenî ölçülerde tartışılarak çözüm aranmalıdır. O anda halledilmeyen bir sorun bazen önlenemeyen sonuçlar doğurabileceğinden üstü örtülmemeli ve hafife alınmamalıdır.

      Ailede bütün üyeler “ben” değil “biz” duygusu ile hareket etmeli ve “ailenin gelişimi ve mutluluğu için ben ne yapabilirim” diye düşünmeli, bu yolda çaba sarf etmelidir. Aksi takdirde aile içi sağlıksız ilişkiler aile bireylerinin ruh sağlığını bozar ve huzursuzluğa yol açar. Bu nedenle; günlük hayatta karşılaşılan sorunlar ertelenmeyip en uygun zamanda soğukkanlı bir yaklaşımla ele alınarak çözümlenmelidir.
      Kızgınlık, insan olmanın gereği olan duygusal göstergelerden biridir. Fakat kişiler arası ilişkilerde öfkeyi ve kızgınlığı kontrol etmek çok önemlidir. Bu nedenle gelin-kayınvalide ilişkilerinde de kızgınlık ve öfke duygusu ile hareket etmeyip, sakin bir şekilde sağlıklı ilişki kurmak önemlidir. Endişe ve duygular karşıdaki kişiye içtenlikle ve saldırmadan iletildiği takdirde çıkabilecek olası sorunlar çözümlenebilecektir.

      Bu kişilerin yaşamları boyunca aynı erkeği sevdikleri için daima ilişki içinde olacakları düşünülürse, olumsuz ilişkiler geliştirerek tarafların birbirlerini yıpratmaları yerine, sağlıklı ilişkiler geliştirmeleri yerinde olacaktır. Aile içindeki konum ve statü ile ilgili olan kişisel hakların beraberinde sorumlulukları da getirdiği unutulmamalıdır. Gelin de kayınvalide de birbirlerinin haklarını gözetmeli ve birbirlerine karşı sorumlulukla hareket etmelidir. Her iki tarafın da birbirlerine karşı durumlarını etkili bir biçimde ortaya koyma konusunda bazı sorumlulukları yerine getirmesi gerekir. Aralarındaki sorunları titizlikle gözden geçirerek, kendilerini değişmeye gotürecek duygusal davranışların ana hatlarını çizebilme gücünü edinmelidirler.

      Her insanın belli sınırları vardır ve herkes kendi tarihinin ürünüdür. Dışlamak veya dışlanmaktansa insanlarla sakin ve sevecen bir yaşam geçirmenin daha iyi olduğu bilinmektedir. Gerçekleri kabullenmek yaşantıyı son derece iyileştirmektedir. Gelin-kayınvalide ilişkisinde gücenikliklerden vazgeçip, olabildiğince gerçekçi bir birlikteliğin vereceği huzurun tadını çıkarmak en güzelidir.

      Bireylerin kendilerine olan öz saygılarını kaybetmemeleri ve aile içi ilişkilerini bozmamaları için kontrollü olmaları gerekir. İlişkiyi seviyeli bir biçimde yürütmek için gerek gelin gerekse kayınvalide konumundaki kişilerin kendilerini karşısındakinin yerine koyarak (empatik ilişki) iletişime girmeleri gerekmektedir. Gelin-kayınvalide ilişkisinde genellemelerden vazgeçmek gerekir. Eğer yakınmalar varsa bunu kısa, net ve açık bir biçimde ifade etmek her iki taraf için de faydalıdır.

      Gelin-kayınvalide arasında bir sorun yaşandığında gelin, gerek eşiyle gerekse kayınvalidesiyle iletişiminde yaşadığı gerçek duygularını dile getirmelidir. Oysa genelde yapılan, fikirlerin ortaya konulmasıdır. Örneğin “annenin çok zorba tavırlı olduğunu hissediyorum” ifadesinde duygu yoktur. Yani kadın eşine duygusunu ifade etmemiştir. Onun yerine “annen beni başkalarının yanında küçük düşürdüğü zaman çok üzülüyorum/öfkeleniyorum/kızıyorum” demek gerekir.

      Kayınvalidelerin gelinlerine yardımcı olmaları, onlara tecrübelerini aktarmaları, maddî-manevî destek vermeleri ve ailede yetki karmaşasına neden olmamaları gerekir. Bu sayede aile içinde yaşanacak sorunlar da önlenmiş olacaktır.

      Yine kayınvalideler, oğullarını ve gelinlerini yaşam şartlarına karşı motive etmelidirler. Aile içinde ebeveynler ve evlâtlar kendi yetki ve sorumluluklarını bilerek işini en iyi şekilde yapmaya çalışırsa günlük hayata dair ciddi sorunlar ortaya çıkmayacaktır.

      Kayınvalideler genellikle, çoluk çocuğa karışmış olan evlâtları ve gelinleri ile ilişkilerinde her şeyi kontrol etmek isteğindedirler. Oysa kendilerini artık dinlenmeyi hak etmiş kimseler olarak kabul edip kafalarını dinlemeyi ve günlerini kendilerine birtakım uğraşlar edinerek geçirme konusunda plânlamayı tercih eden ebeveynler oldukça rahat edeceklerdir.

      Mutlu bir yuva; sevgi ve saygı temeli üzerine kurulur ve karşılıklı sorumlulukların yerine getirilmesiyle devam ettirilebilir.
      Kimsenin seni üzemeyeceği kadar güçlü olduğunda ve sen kimseyi üzmeyecek kadar iyi olduğunda; mutlusun demektir .

      Yorum


      • #4
        Üçüncü Kişilerin Müdahaleleri

        Eşler arasında sorunlar bir üçüncü kişinin evliliğe müdahalesi ile daha da zorlaşır.Farklı çevrelerden gelmiş iki insan birbirine uyum sağlamaya çalışırken bir de anne,baba ya da bir başka kişi evlilikte sorunun çözümünü zorlaştırır.

        Kanaatimizce, Türk aile hayatının bir numaralı sorunu, üçüncü şahısların evliliğe müdahalesidir. Aslında sorun müdahale değil, evli çiftin beceri eksikliğidir. Çiftler istese aile içi konulara kimseyi karıştırmayabilirler. Ancak yeterince bağımsızlaşamamış çiftler bu konuda epeyce zorlanır. Eğitim sistemimiz ve yetişme tarzımız bağımsız olmanın önündeki en büyük engellerdir.

        Sözün özü, birey olmayı engelleyen sistemlerin olduğu böyle bir ülkede, bu tür sorunların yaşanması gayet doğaldır. Yönetilmeye ve yönlendirilmeye alışmış çiftlerimiz, aile olmanın yarattığı sorumlulukların altında ezilmektedir.


        Evlenen gençler, anne babaya saygı ile kendilerini yaşayabilmek arasında sıkışarak, bunalabilmektedir. Gençler, aile büyüklerinin itaat ve saygı konusunda bitmek bilmez isteklerini doyurmakta zorlanırlar. Bazı aile büyükleri, saygı konusunu, gençlerin üstünde psikolojik baskı aracı olarak kullanabilmektedir. Din ve milli değerler bile böyle bir konu için araç olarak kullanılabilmektedir.


        Müdahale çeşitleri (saymakla bitmez ama birkaçını sayalım)

        -aile bütçesine
        -evin eşyasına
        -çiftlerin giyecekleri kıyafetlere
        -çocukların eğitimine
        -yenecek yemeklere
        -gidilecek tatile
        -oturulacak semte ve eve
        ve daha bir sürü şeye müdahale...

        Tüm bunlar evli çiftlerin huzurunu kaçırmaktadır. Tabii, müdahaleciler de bu durumdan kazançlı çıkmamaktadır. Çiftler bir süre sonra 3. şahıslarla aralarına duygusal mesafe koyup kendilerini bu kişilerden soyutlayabilmektedir.
        Kimsenin seni üzemeyeceği kadar güçlü olduğunda ve sen kimseyi üzmeyecek kadar iyi olduğunda; mutlusun demektir .

        Yorum


        • #5
          Sözün Özü;

          Eğer evladınızın / kardeşinizin (vb) mutsuz,huzursuz olmasını istemiyorsanız,müdahale etmeyeceksiniz!Kontrol altnda tutmaya çalışmayacaksınız! Herseylerinden haberdar olmak uğruna,özellerini didiklemeyecekseniz.Saygı duymayı bileceksiniz!

          Eğer mutlu olmak ve eşinizi mutlu etmek istiyorsanız,ebeveyne bağımlılığı aşıp, önce birey, sonra eş olmalısınız.En yakınınızdan bile korumalısınız yuvanızı,özelinizi,tercihlerinizi,kararlarınızı.Sa ygı ilkesini ne çiğnemeli ne de çiğnetmelisiniz!Tek tarafın kırılmaması adına,diğer tarafı kırmamalı,kırdırmamalısınız.Adil olabilmelisiniz!
          Kimsenin seni üzemeyeceği kadar güçlü olduğunda ve sen kimseyi üzmeyecek kadar iyi olduğunda; mutlusun demektir .

          Yorum

          İşleniyor...
          X