Kayalıkların üzerine yerleştirilmiş bir bankta oturdum. Yorulmuştum. Uzun süre yürümek ayaklarımı mahvetmişti. Gece olmuştu. Kendimi derin bir uçurum kadar boşlukta hissediyordum. Şu oturduğum bankta bitkin bir halde on yıl uyumak istiyordum. Arabaların korna sesleri başımı ağrıtıyordu. Rüzgar saçlarıma üflüyor, üzerimdeki ince che tişörtünden sızarak bedenimi okşuyordu. Terlerim, alnımda birikip bir göl meydana getirmişti. Nefes nefeseydim. Üzerimdeki ceviz ağacının dalları dans ediyordu. Ay ışığının vurduğu denizin dalgaları kıyıda bulunan, ayağımın ucundaki kayaları dövüyordu. Gözlerimi, içerisine toz tanecikleri kaçtığı için ovalıyordum.
Sadece seyrediyordum. Hayatımda hep yaptığım gibi. Donup kalmıştım çünkü, tüm hayallerim, geleceğe dair isteklerim, yaşama dair sevincim, heyecanım, yok olmuştu. Donup kalmış, sadece seyrediyordum. Uzun zamandır, ne ağlıyor, ne hüzünleniyor, ne sevinç yaşıyor, ne mutlu oluyor, ne de mutsuz oluyordum. Donup kalmış seyrediyordum. Denizin üzerinde yüzen, boğaz turu yapan vapurların içerisindeki insanlar hoplayıp zıplıyor, izliyordum. Yol kenarına park etmiş arabaların içerisindeki çiftler, sevişmek için buldukları su manzarasının gölgesinde, birbirlerini yutuyorlardı, izliyordum. Ailelerin kurduğu mangallarda çıraların ateşte çatırdama sesi geliyor, çocuklar yelleme yapıyor, izliyordum.
Saklanmak istemiştim hep hayatımda. Kimsenin beni göremeyeceği, sesimi işitemeyeceği, tek başıma yaşayabileceğim barınaklar istemiştim. Kaçmak istiyordum. İnsanlar kabus gibi ömür sürüyorlardı. İnsanlardan nefret ediyordum. Hepsinin kıçları vardı, hepsinin seks organları vardı, kusmak istiyordum. hepsi doktor, mühendis, öğretmen, dönerci, börekçi, mağaza müdürü gibi aptal statülere önem gösteriyorlardı. Kendi aralarında kast sistemi geliştirmişlerdi.Tüm ömürlerini, böyle kalıplara sokarak, sıradan bir köpek gibi ölüp gideceklerdi. Köpekleri dahi daha çok seviyordum. Onlardan daha temiz bir sevgi, şefkat, merhamet alabiliyordum. Üzerindeki kıyafetinden seni yorumlamıyorlardı, istediğin kadar çirkin giyin, suratını yalamaktan vazgeçmezler, bunu da gözlerinden okuyabileceğin kadar samimi yaparlardı. İnsanlar ise yapaydı. Sefil insanlar, nasıl birazcık daha para kazanırım diye düşünmekten başka bir işe yaramıyorlardı. Zenginler de, kendilerine kibar alışkanlıkları bulmuşlardı, çatal, kaşık, bıçakla bir gram eti, bir saatte yeme gibi kurallar edinmişlerdi.. Nezakette üstüne olmadıkları gibi, rezaletlerde de keza aynıydı. Bastıkları her yerde, kırmızı olsun istiyorlardı. Mükemmel insanı arıyorlardı. Alt sınıfları içlerine almaz, onları gördükleri yerde, göğüsleri kabarır, kendilerini iyi hissederlerdi. Cüzdanlara sahiptiler. Otomobillere. Onlarca daireye. Toplum, seni maddiyatına göre değerlendiriyordu. Alışveriş merkezleri gezen, cafelerde saatlerce oturup abuk subuk dudaklarını kımıldatan, tüm hayatını 12 saat çalışmak ve birazcık para biriktirmek olarak gören, fitness salonlarında vücutlarındaki kasları geliştirmek için çaba gösteren, avukat, öğretmen gibi vasıflar elde etmek için onlarca yılını ders kitaplarına gömen, giydikleri cübbeleriyle camilerde ezan okuyup çarşaflı bir hatunun göz bebeği olan, sokaklarda oturup saatlerce dedikodu yapan, toplumsal saygınlığını arttırmak için cüzdanlarını doldurmaya çalışan,herkesten ama herkesten kaçmak istiyrodum. Hiçbirini ilginç bulmuyordum. Hepsi toplumsallaşma gayretindeydi, hepsinin beklentisi hayranlıktı, hepsinin isteği gösterişti, hepsinin konuştukları gündelik yaşama dairdi, hepsinin derdi paraydı. Ve eğer paran varsa, saygınlığın da vardı. Hepsi güzel gözükmek için çabalayan birer bok parçalarıydı. Sinekleri cezbediyorlardı. Ben kaçmak istiyordum, tüm yaratıklardan, toplumda hiçbir işe yaramıyordum, ne bir mağazada, ne bir markette çalışabiliyor, ne de bir tane çayı taşıyan bir garson olabiliyordum. Sevmiyordum iş yerlerini, sevmiyrodum insanları, bir kere geldiğim dünyanın çoğu saatini onların lüksüne ayrırarak defterimin dürülmesini istemiyordum. Kaçmam gerekiyordu, gizlenmem ve gizlendiğim yerin sınırlarını çizip, geçtikleri anda kafalarında patlatabileceğim bir silaha ihtiyacım vardı.Konuk sever değildim, konuk nefret ediyordum. Mükemmel insanları sevmiyordum, ya da olmaya çalışanları. Bana kafaları kırık, deli insanlar lazımdı.
Bir eve ihtiyacım vardı, bir gölün kıyısında bulunan, etrafı uçsuz bucaksız ağaçlarla kaplı. hayatımın sonuna dek yetecek sigara, kitap ve yalnızlığa ihtiyacım vardı. Bir de sohbet etmek için köpek istiyordum. Tüm toplumun bu saçma arzularından uzaklaşmak istiyordum. Kendi omzumun üzerine elimi atmak istiyordum, kendimle dertleşmek. Hayatta, herkes kendine bir eş adayı için, kalabalık pazarlarında dolaşırdı. Ben o sürülerde bir şey bulamadım. Kendimi kaçırmak istiyordum, şehirde kiraladığım odanın penceresinden yorganları bağlayıp, aşağıda bekleyen benle birlikte kendimi kaçırmak istiyordum.
Bu boktan medeniyetten hoşlanmıyordum. ilkel çağlara dönmek ve çınlattıkları ukulele ve gümlettikleri tamtamların eşliğinde şarkı söyleyip hula dansı yapan kabilelere katılmak istiyordum.
Acı çeken insanlar istiyorum yanımda, yalnızlığıma en iyi gelen şey başka bir yalnız aslında. Gönülleri delik deşik olmuş insanların sevgisiye açlığını hissetmek istiyorum göğsüme yaslanan başında. Kaçmak istiyorum herkesten, sana.
Sadece seyrediyordum. Hayatımda hep yaptığım gibi. Donup kalmıştım çünkü, tüm hayallerim, geleceğe dair isteklerim, yaşama dair sevincim, heyecanım, yok olmuştu. Donup kalmış, sadece seyrediyordum. Uzun zamandır, ne ağlıyor, ne hüzünleniyor, ne sevinç yaşıyor, ne mutlu oluyor, ne de mutsuz oluyordum. Donup kalmış seyrediyordum. Denizin üzerinde yüzen, boğaz turu yapan vapurların içerisindeki insanlar hoplayıp zıplıyor, izliyordum. Yol kenarına park etmiş arabaların içerisindeki çiftler, sevişmek için buldukları su manzarasının gölgesinde, birbirlerini yutuyorlardı, izliyordum. Ailelerin kurduğu mangallarda çıraların ateşte çatırdama sesi geliyor, çocuklar yelleme yapıyor, izliyordum.
Saklanmak istemiştim hep hayatımda. Kimsenin beni göremeyeceği, sesimi işitemeyeceği, tek başıma yaşayabileceğim barınaklar istemiştim. Kaçmak istiyordum. İnsanlar kabus gibi ömür sürüyorlardı. İnsanlardan nefret ediyordum. Hepsinin kıçları vardı, hepsinin seks organları vardı, kusmak istiyordum. hepsi doktor, mühendis, öğretmen, dönerci, börekçi, mağaza müdürü gibi aptal statülere önem gösteriyorlardı. Kendi aralarında kast sistemi geliştirmişlerdi.Tüm ömürlerini, böyle kalıplara sokarak, sıradan bir köpek gibi ölüp gideceklerdi. Köpekleri dahi daha çok seviyordum. Onlardan daha temiz bir sevgi, şefkat, merhamet alabiliyordum. Üzerindeki kıyafetinden seni yorumlamıyorlardı, istediğin kadar çirkin giyin, suratını yalamaktan vazgeçmezler, bunu da gözlerinden okuyabileceğin kadar samimi yaparlardı. İnsanlar ise yapaydı. Sefil insanlar, nasıl birazcık daha para kazanırım diye düşünmekten başka bir işe yaramıyorlardı. Zenginler de, kendilerine kibar alışkanlıkları bulmuşlardı, çatal, kaşık, bıçakla bir gram eti, bir saatte yeme gibi kurallar edinmişlerdi.. Nezakette üstüne olmadıkları gibi, rezaletlerde de keza aynıydı. Bastıkları her yerde, kırmızı olsun istiyorlardı. Mükemmel insanı arıyorlardı. Alt sınıfları içlerine almaz, onları gördükleri yerde, göğüsleri kabarır, kendilerini iyi hissederlerdi. Cüzdanlara sahiptiler. Otomobillere. Onlarca daireye. Toplum, seni maddiyatına göre değerlendiriyordu. Alışveriş merkezleri gezen, cafelerde saatlerce oturup abuk subuk dudaklarını kımıldatan, tüm hayatını 12 saat çalışmak ve birazcık para biriktirmek olarak gören, fitness salonlarında vücutlarındaki kasları geliştirmek için çaba gösteren, avukat, öğretmen gibi vasıflar elde etmek için onlarca yılını ders kitaplarına gömen, giydikleri cübbeleriyle camilerde ezan okuyup çarşaflı bir hatunun göz bebeği olan, sokaklarda oturup saatlerce dedikodu yapan, toplumsal saygınlığını arttırmak için cüzdanlarını doldurmaya çalışan,herkesten ama herkesten kaçmak istiyrodum. Hiçbirini ilginç bulmuyordum. Hepsi toplumsallaşma gayretindeydi, hepsinin beklentisi hayranlıktı, hepsinin isteği gösterişti, hepsinin konuştukları gündelik yaşama dairdi, hepsinin derdi paraydı. Ve eğer paran varsa, saygınlığın da vardı. Hepsi güzel gözükmek için çabalayan birer bok parçalarıydı. Sinekleri cezbediyorlardı. Ben kaçmak istiyordum, tüm yaratıklardan, toplumda hiçbir işe yaramıyordum, ne bir mağazada, ne bir markette çalışabiliyor, ne de bir tane çayı taşıyan bir garson olabiliyordum. Sevmiyordum iş yerlerini, sevmiyrodum insanları, bir kere geldiğim dünyanın çoğu saatini onların lüksüne ayrırarak defterimin dürülmesini istemiyordum. Kaçmam gerekiyordu, gizlenmem ve gizlendiğim yerin sınırlarını çizip, geçtikleri anda kafalarında patlatabileceğim bir silaha ihtiyacım vardı.Konuk sever değildim, konuk nefret ediyordum. Mükemmel insanları sevmiyordum, ya da olmaya çalışanları. Bana kafaları kırık, deli insanlar lazımdı.
Bir eve ihtiyacım vardı, bir gölün kıyısında bulunan, etrafı uçsuz bucaksız ağaçlarla kaplı. hayatımın sonuna dek yetecek sigara, kitap ve yalnızlığa ihtiyacım vardı. Bir de sohbet etmek için köpek istiyordum. Tüm toplumun bu saçma arzularından uzaklaşmak istiyordum. Kendi omzumun üzerine elimi atmak istiyordum, kendimle dertleşmek. Hayatta, herkes kendine bir eş adayı için, kalabalık pazarlarında dolaşırdı. Ben o sürülerde bir şey bulamadım. Kendimi kaçırmak istiyordum, şehirde kiraladığım odanın penceresinden yorganları bağlayıp, aşağıda bekleyen benle birlikte kendimi kaçırmak istiyordum.
Bu boktan medeniyetten hoşlanmıyordum. ilkel çağlara dönmek ve çınlattıkları ukulele ve gümlettikleri tamtamların eşliğinde şarkı söyleyip hula dansı yapan kabilelere katılmak istiyordum.
Acı çeken insanlar istiyorum yanımda, yalnızlığıma en iyi gelen şey başka bir yalnız aslında. Gönülleri delik deşik olmuş insanların sevgisiye açlığını hissetmek istiyorum göğsüme yaslanan başında. Kaçmak istiyorum herkesten, sana.


Yorum