bugün bir kötü uyandım hayata, bir anlamsız, bir çaresiz, bir umutsuz...
şöyle dünyaya baktımda herşey nasılda yerli yerinde herşey kendi görevini yapıyor yapması gerekeni yapıyor. kuşlar uçuyor, yeller esiyor, güneş etrafındaki herşeyi görevi gereği acımasızca yakıyor, ağaçlar yıllara meydan okurcasına dimdik ayakta etrafına ışıldıyor. insanlar bir oradan bir buraya koşuşturmaca içerisinde hayatına anlam kazandırmaya çalışıyorlar. ya ben hiç birşey beni umursamazcasına sonumu bekliyor gibiyim. yarınımdan bir beklentim yok. dünyadaki bu sistemli koşuşturmacanın fabrika hatası gibiyim. hiçbirşeye önem verdiğim yok. derse girmişim dersi dinlemişim iyi not almam gerekiyor önemi yok. insanlarla iletişimde olayım bir şeyler paylaşayım, duygularımı düşüncelerimi anlatayım manası yok. ya da bunlar yapamadığım şeyler olduğu için manası yok. yok yok uzak kalayım yalnız kalayım böyle dağınık birinin böylesine düzenli bir sistemde işi yok. ama hiçbirşeye, hiç kimseye bir sitemim yok.sorun bende herkes ne yaşayacağının derdindeyken ben hala nasıl yaşayacağımın derdindeyim. hayatın kullanma kılavuzunu çok öncelerden atmışım çöpe, kendim yaparım ederim dedim ama kullanma kılavuzu olmadan olmuyormuş demek ki öyle değil midir ki bir şeyin nasıl kullanılacağını bilmezsen kullanamazsın, zarar verirsin, yanlış şeyler yaparsın. görünen köy kılavuz istemez derler,aslında burada ne görünen köy var ne de ona ait bir kılavuz var.
hayat aslında yaradanın kullarına ihsan ettiği çok güzel bir nimet, çok değerlidir hayat, aldığı nefesi 5 duyu organıyla vücudunda hissedince insan yaşamanın tadına varıyor ben varım diyor mutluyum diyebiliyor daha ne olsun diyor ama bir sorun var ben nefes aldığımda hayatın tadını neden tüm vücudumla hissedemiyorum. yoksa yaşamıyor muyum, öldüm mü yoksa bilim kurgusal bir şekilde zombi miyim aman bu çok kötü birşey işte bu bu ... bir çocuğun elinden şekerini almak gibi kötü birşey, acı birşey ya da hayatın başka bir boyutu mu var orada mı sıkışmış kaldım.
şöyle dünyaya baktımda herşey nasılda yerli yerinde herşey kendi görevini yapıyor yapması gerekeni yapıyor. kuşlar uçuyor, yeller esiyor, güneş etrafındaki herşeyi görevi gereği acımasızca yakıyor, ağaçlar yıllara meydan okurcasına dimdik ayakta etrafına ışıldıyor. insanlar bir oradan bir buraya koşuşturmaca içerisinde hayatına anlam kazandırmaya çalışıyorlar. ya ben hiç birşey beni umursamazcasına sonumu bekliyor gibiyim. yarınımdan bir beklentim yok. dünyadaki bu sistemli koşuşturmacanın fabrika hatası gibiyim. hiçbirşeye önem verdiğim yok. derse girmişim dersi dinlemişim iyi not almam gerekiyor önemi yok. insanlarla iletişimde olayım bir şeyler paylaşayım, duygularımı düşüncelerimi anlatayım manası yok. ya da bunlar yapamadığım şeyler olduğu için manası yok. yok yok uzak kalayım yalnız kalayım böyle dağınık birinin böylesine düzenli bir sistemde işi yok. ama hiçbirşeye, hiç kimseye bir sitemim yok.sorun bende herkes ne yaşayacağının derdindeyken ben hala nasıl yaşayacağımın derdindeyim. hayatın kullanma kılavuzunu çok öncelerden atmışım çöpe, kendim yaparım ederim dedim ama kullanma kılavuzu olmadan olmuyormuş demek ki öyle değil midir ki bir şeyin nasıl kullanılacağını bilmezsen kullanamazsın, zarar verirsin, yanlış şeyler yaparsın. görünen köy kılavuz istemez derler,aslında burada ne görünen köy var ne de ona ait bir kılavuz var.
hayat aslında yaradanın kullarına ihsan ettiği çok güzel bir nimet, çok değerlidir hayat, aldığı nefesi 5 duyu organıyla vücudunda hissedince insan yaşamanın tadına varıyor ben varım diyor mutluyum diyebiliyor daha ne olsun diyor ama bir sorun var ben nefes aldığımda hayatın tadını neden tüm vücudumla hissedemiyorum. yoksa yaşamıyor muyum, öldüm mü yoksa bilim kurgusal bir şekilde zombi miyim aman bu çok kötü birşey işte bu bu ... bir çocuğun elinden şekerini almak gibi kötü birşey, acı birşey ya da hayatın başka bir boyutu mu var orada mı sıkışmış kaldım.

Yorum