Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Belirgin Heyecan Türleri

Collapse
X
Collapse

  • Belirgin Heyecan Türleri

    ÇATIŞMA, psikolojide, birlikte çözülemeyecek iki ya da daha çok güçlü güdünün bir arada ortaya çıkmasıdır. Örneğin bir genç, kendini bir grubun parçası olarak görmek ve arkadaşları gibi davranmak için dansa gitmek isteyebilir. Batı kültüründe, gençler için bu, güçlü bir güdüdür. Ama genç beceriksizce dans ettiği için arkadaşlarının alaylarıyla karşılaşıyor ya da kendisiyle alay edildiğini sanıyor olabilir.

    Bu durumda, onurunun kırılmaması için, dansa gitmekten kaçınma güdüsü de ortaya çıkacaktır. Genç, ikilem içindedir; gitse de, gitmese de sıkıntı duyacaktır. Bu durum yaklaşma- kaçınma çatışması olarak adlandırılır. Psikolojik olarak, güdülenme sağlayan bir uyarandaki azalma bir başkasının güçlenmesini birlikte getirirse çatışma ortaya çıkar, böylece yeni bir uyum sağlaması gerekir.
    Bütün çatışmalar aynı ölçüde rahatsız edici değildir. Çekici ve uygun iki iş arasında seçim yapmak zorunda kalan bir genç örneğinde olduğu gibi, iki istenen durumun yol açtığı çatışma (yaklaşma-yaklaşma çatışması), kararsızlığa yol açsa da, çok ender olarak büyük bir sıkıntı yaratır. İki tehlike ya da tehdit arasındaki çatışma (kaçınma-kaçınma çatışması) çoğunlukla daha rahatsız edicidir. Örneğin, insan işinden nefret edebilir, ama işsiz kalmaktan da korkar. Bir gereksinim ile bir korku arasındaki çatışma daha çok güçlü olabilir; hem annesine bağımlı olan, hem de kendisini istemediği ve cezalandırdığı için ondan korkan çocuk örneğinde olduğu gibi. Güçlü bir tehdit ya da korku içeren çatışmalar kolay çözümlenmez; kişinin çaresizlik ve bunaltı duymasına yol açarlar. Ardından gelen uyum çabaları da, gerçek sorunun çözümünden çok bunaltının giderilmesine yöneliktir.
    Çatışmalar, çoğunlukla bilinçdışıdır; kişi, rahatsızlık duygusunun nedenini açık biçimde tanımlayamaz. Korku ve düşmanlık gibi pek çok güçlü tepi, kültürel kabul görmediğinden, çocuk kısa sürede bunları kendisine bile açıklamamayı öğrenir. Çatışma böyle, tepileri de birlikte getirdiğinde, kişi duyduğu bunaltının nedenini bilemez. Bu durumda, sorununu akılcı biçimde ele alamaz.(Ana Britannica 6. cilt, s.333)
    Belirli bir konuda karar vermede zorluk çekmeye, gerginleşmeye başlayan kişi, büyük bir olasılıkla, çatışma içindedir. Bu kişi, biraz sakinleşip iç dünyasını gözleyebilirse, birbiriyle çatışan güdülerinin farkına varabilir. Birey, çatışmasının temeline ulaşıp, birbiriyle çatışan güdülerin farkına vardıktan sonra, karar verme sürecini daha akıllıca ve daha kolayca yapabilir. Karar verme süreci, çatışmanın türüne göre de değişir. Birbirinden farklı türden çatışmalar vardır ve her türlü çatışma, kendine özgü sorunlarla beraber gelir. (Cüceloğlu Doğan,insan ve davranışı s.282)

    KAYGI

    Ne olduğu belirsiz, niteliği kestirilemeyen bir fenalık duygusu halinde ortaya çıkan hoş olmayan duygu. Korku gibi kaygı (iç daralması,bunaltı da denir) da, bedensel bir rahatsızlık durumuna yol açabilir; ama korkudan, belirli bir nedeni bulunmamasıyla ayırt edilir. kaygıya neden olan, kişi için gizli bir şey, bilinmeyen bir durumdur. Kaygının nedeni bilindiği halde tedirginlik duygusunun sürdüğü duruma, ‘tasa’ adı verilir.
    Kaygı birçok belirtiyle kendini gösterir; bunların çoğu beden rahatsızlıkları biçimindedir: Hızlı ya da şiddetli çarpıntı; soluk alma güçlüğü ya da soluksuz kalma; titreme;terleme;ağız kuruması; göğüste sıkıntı;avuçların terlemesi;baş dönmesi;halsizlik;iç bulantısı;uykusuzluk;vb.(Grolıer İnternational Americana Ansiklopedisi,8.cilt, s. 331)
    Heyecanların nedenlerini bireyin çevresini algılayış tarzından ayırmak olanaksızdır. Belirli bir ortam içinde kendisini güven altında ve huzurlu hisseden bireyde korku, ya da kaygı olmaz. diğer yandan aynı çevredeki başka biri, çevreyi tehlikeli bulabilir ve bu algılamayla ilgili heyecanları yaşayabilir. Hangi sosyal ortamın nasıl algılanacağını içinde yetiştiğimiz kültür bize öğretir. Bu nedenle, hangi ortamın hangi tür kaygı yaratacağı bir kültürden diğerine farklı olabilir. Ancak bütün toplumlar için geçerli bazı genellemeler yapmak olanağı vardır. Bu genellemeler, kaygı duygusunun ortaya çıkmasına yol açan ortamlardaki bazı ortak yönleri belirtir.
    (1) Desteğin çekilmesi : Fatih’in annesi, babası, kardeşi Hatice, evdeki odası, çalışma masası, komşuları,arkadaşları,evdeki köpek, kedi onun yaşamının bir parçasıyken, birdenbire kendisini yabancı bir şehirde, yabancı bir evde, aile akraba, arkadaş ve tanıdıklarının hepsinden uzakta bulur. Yeni çevresinde şimdiye kadar alışagelmiş olduğu ‘destekler’ yoktur. Alışagelmiş çevrenin ortadan kalktığı böyle durumlarda insanlar kaygı duyar.
    (2) olumsuz bir sonucu bekleme : pek hazırlanmadan sınava girme, trafik cezasının belirleneceği trafik mahkemesinde duruşmayı bekleme gibi olumsuz sonuçların çıkacağı durumlarda kaygı duyarız.
    (3) İç çelişki : inandığımız ve önem verdiğimiz bir fikirle, yaptığımız davranış arasında bir çelişki ortaya çıktığı zaman kaygı türünden bir gerginlik duyarız.
    (4) Belirsizlik :Gelecekte ne olacağını bilmemek insanlar için en belli başlı kaygı nedenlerinden biridir. İlerde olumsuz türden olayların olacağını bilmek, ne olacağını hiç bilmemeye yeğlenir. Tarih içinde insanoğlunu düşünmeye ve keşfetmeye iten nedenlerden biri belirsizliği kaldırmak güdüsü olmuştur.
    Kaygının yararlı veya zararlı olduğunu anlayabilmek için iki faktörü bilmemiz gerekir: (1)kaygının derecesi ve (2) başarmayı amaçladığımız görevin zorluk düzeyi. Kaygının şiddeti ve bizim başarmak istediğimiz görevin zorluk derecesi, kaygının yararlı ya da zararlı olduğunu belirler. Zor bir fizik problemini anlayarak çözümleme gibi, oldukça karmaşık bilişsel işlemleri içeren bir görevi başarma durumunda, kaygının zararlı olduğu gözlenmiştir. Öte yandan, belirli nesneleri önceden belirlenmiş gruplara seçtirme gibi, basit bir işlemi gerektiren durumlarda orta derecedeki kaygı, göreve daha erken başlamada ve daha erken bitirmede yararlı bulunmuştur. (Cüceloğlu Doğan , İnsan ve Davranışı, ss.277,278)
    Psikanaliz kuramı. Psikanalizde iki çeşit kaygı ayırt edilir. Travma kökenli kaygı, işaret kaygısı. Travma kökenli kaygı aşırı uyarılmanın sonucudur. Olaylar, zihnin kavrayabileceğinden daha hızlı bir biçimde gelişir; bu da bir bunalım duygusu yaratır. Freud, doğumun her bebekte bir travma kökenli kaygı durumuna yol açtığını ve bu doğum travmasının, daha sonraki kaygılar için model haline geldiğini ileri sürmüştür.
    İşaret kaygısının, kişinin, travma kökenli kaygısının çözülmesine karşı duyduğu korunma gereksinmesinden kaynaklandığı ileri sürülmüştür.
    Öğrenme kuramı. Öğrenme kuramında kaygı, hem öğrenilmiş işaretlere bir yanıt, hem de bir davranış dürtüsü ya da güdüleyicisi olarak görülür. Öğrenme kuramcılarının büyük bir bölümü, kaygının acıya tepkiden kaynaklandığını öne sürerler. Buna göre, kaygı, acı üretmiş olan durumların kaynağını ya da kaynaklarını ortadan kaldırmakla ya da bunlardan sakınmakla azaltılabilir.
    Bilişsel kuram. Ruh hekimleri, yakın dönemde dikkatlerini kaygının denetim altına alınmasında, kaygının kökeni olarak bilişimin rolü üstünde toplamışlardır. Bilişsel kuramlar, değerlendirmeye ve duygusal yanıtı yoğunlaştıran, çoğu zaman da fark edilmeyen iç diyaloğa ağırlık verirler.
    Fizyoloji kuramı. Bazı kişilerin biyokimyasal olarak ‘panik nöbetleri’ diye adlandırılan aşırı kaygı türlerine yatkın olabileceklerine ilişkin kanıtlar ortaya konmuştur. Paniği yatıştıran bazı ilaçlar, kaygının fizyolojik olarak anlaşılabileceği umudunu doğurmuştur; bununla birlikte, bunun metabolizma yolları bilinmemektedir.(Grolıer İnternational Americana Ansiklopedisi, ss.331,332)

    ENGELLENME

    Bir canlının, fizyolojik ya da toplumsal bir gereksiniminin doyurulmasını önleyen bir durum ya da eylemle karşı karşıya kalması. Doyurulması gereken bir gereksinim ya da eksiklik duygusu canlıda bir dürtü yaratır; dürtünün amacı, bu eksikliği gidermek ve doyuma ulaşarak haz almaktır. Bu amacın engellenmesi bireyin davranışlarını değişik biçimlerde etkileyebilir; örneğin böyle bir engel ya bireyin amaca yönelik tepkilerine ket vurur ya da tam tersine bu tepkileri güçlendirir; bazen de canlının, engelleyici uyaranlardan kaçınmayı ya da bu tür uyaranların üstesinden gelmeyi öğrenmesini sağlar.
    Engellemenin kaynağı iç ya da dış etkenlerdir. Bireyin zihinsel ya da fiziksel yetersizliği, özellikle kendi yeteneklerini aşan amaçlara yöneldiğinde bir engellenme nedeni olabilir; çocukluk çağından kalma aşılmamış sorunlar, kişinin benliğine sinmiş yasaklar ve korkular da engellenmeyle sonuçlanan iç etkenlerdir. Toplumsal ilişkilerdeki engellenme ise, genellikle toplumun koyduğu yasaklar gibi birtakım dış etkenlerden kaynaklanır.
    Engellenme, ya güdülemin giderek yoğunlaşmasına, ya engel karşısında çaresiz ve etkisiz kalarak geri çekilmeye ya da başkalarına yönelmiş öfke ve saldırganlığa yol açabilir. Bazen de, bireyi sorunlarına yeni çözümler bulmaya iterek, toplumsal açıdan yapıcı sonuçlar doğurur. Dürtülerin azalması kuramına göre engellenme bir bireyin dürtü düzeyini yükselttikçe, birey, engelleyici uyarandan kaçınmasını sağlayan yeni bir tepki öğrenecek, böylece dürtü düzeyi düşecektir. Bu nedenle engellenme, öğrenmeyle yakından ilintilidir. (Ana Britannica, 8. Cilt, s.193)
    Kaygı ve engellenme çoğu kez bir arada olabilir. Kaygı daha çok geleceğe dönük, bir durumun veya davranışın ortaya çıkaracağı sonuçla ilgilidir ve bireyin kendisini muhtemel olumsuz bir durumdan korumasına yöneliktir. Engellenme, kızgınlık ve saldırganlık duygularının ağır bastığı bir süreçtir. Örneğin sınava gecikme durumunda olan bir öğrenci, büyük bir olasılıkla hem kaygı, hem de engellenme duyar.
    Ancak iki duygu birbirinden farklıdır. Sınavda başarılı olup olmayacağını düşünerek kaygılanan öğrenci, kendisini uyandırmadığı için arkadaşına, çalar saati kurmadığı ve yanına kalem almadığı için de kendisine kızar. Kızgınlık duygusu mantıklı olmak zorunda değildir ve kendisine kasıtlı olarak herhangi bir kötülük yapmayan kişilere, hatta durumlara dahi uygulanır. Örneğin, sınava geciken öğrenci otobüsün bir iki dakika beklememesine, dolmuş durağındaki kuyruğun uzunluğuna, kaza yapan arabanın şoförüne kızabilir. Böyle durumlarda hem kaygı, hem de engellenme beraberce hissedilebilir.
    Engellenmeye bireyler değişik tepkilerde bulunurlar. Bazı kimseler saldırgan olurken, bazıları içlerine kapanabilir; bazıları kendisini karamsarlığa bırakır, bazılarıysa ‘batı balık yan gider’ anlayışıyla hiçbir şeye önem vermeyebilirler. Engellenmeyi ortaya çıkaran üç temel neden vardır. Bunlar: (1) gecikme, (2) önleme ve (3) çatışma olarak üç grup içinde toplanabilir.
    Gecikme Engellenmesi
    Engellenme duygusunun temelinde bulunduğumuz ortamda neyin ne zaman olacağına dair beklentilerimiz önemli bir rol oynar. çoğu zaman bu beklentilerin farkında değilizdir. Öngörülen süre içinde beklediğimiz olay olmazsa engellenme duygusuna kapılırız. Bir grup arkadaşın otobüsle bir gezi yapmasından bir örnek verilebilir. Diyelim ki, gezide otobüsün sabah ‘erken’ hareket etmesine, yolda bazı turistik yerlerde mola vermesine ve amaçlanan şehre akşam saat 6’da varmasına karar veriliyor. Gezi grubundaki kişilerden biri o sabah geç uyanmış ve otobüse 45 dakika geç gelmiştir. Geç kalan beklendiği için yolda verilecek bazı turistik molalar iptal etmek zorunda kalınıyor. Geç kalan kimseyi beklerken hissedilen duygu engellenmedir. .
    Önleyici Engellenmesi
    Bir amaca ulaşmayı önleyen, engel olan nedenler şu üç grupta toplanabilir1) Nesnel önleyiciler veya olaylar; (2)sosyal ve yasal önleyiciler; (3)kişiden kaynaklanan önleyiciler. (4)çatışma.
    (1)Nesnel önleyiciler ya da olaylar : Evinize girmek istiyorsunuz, ne var ki evin anahtarını dairede unuttuğunuzdan kapıyı açamıyorsunuz. Sevdiğiniz kimse başka şehirde oturuyor, onu her görmek istediğinizde 8 saatlik otobüs yolculuğu yapmak zorundasınız. Yeni aldığınız eve taşınmak için hazırlanırken ev yanıyor ve yeni evinizde oturamıyorsunuz. Yukarıda anlatılan engellenme duygularının temelinde kapı, uzaklık ve yangın gibi fiziksel nesne ve olaylar yer alır.
    (2)Sosyal ve yasal önleyiciler: Üniversitede tanıştığı yabancı uyruklu bir kıza aşık olan genç, ana-baba ve bütün tanıdıklarının itirazıyla karşılaşıyor. Kendi başlarına yazlık evlerinde rahat sakin bir tatil yapmak isteyen büyükbaba ve büyükanne, kızlarının ve oğullarının kendileriyle kalmak istemelerine ‘hayır’ diyemiyorlar. Bu örneklerde bir sosyal değer, gelenek, veya anlayış engellenmenin temelinde yatar.
    (3)Kişiden kaynaklanan önleyiciler: Bazı engellenmeler gerçekçi olmayan beklentilerden doğar. Kısa boylu olduğu halde profesyonel basketbolcü olmak isteyen genç, kendini engellenme duygusuna kaptırır. Önemli konularda karar vermeden önce, beklentilerin gerçekçi olup olmadığına bakılmazsa, engellenme duygusu kaçınılmaz olur.
    Engellenme duygusunun önemli nedenlerinden biri de çatışmadır. Çatışma kendi başına önemli bir konu olduğu için yukarıda ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. (Cüceloğlu Doğan, İnsan ve Davranışı, ss.279,280,281)

    KAYNAKÇA
    1. CÜCELOĞLU, Doğan. İnsan ve Davranışı, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1999.
    2. Ana Britannica 6. Cilt.
    3. Ana Britannica 8. Cilt.
    4. Grolier İnternational Americana, 8.cilt.
      Posting comments is disabled.

    Kategori

    Collapse

    Article Tags

    Collapse

    Latest Articles

    Collapse

    • Belirgin Heyecan Türleri
      admin
      ÇATIŞMA, psikolojide, birlikte çözülemeyecek iki ya da daha çok güçlü güdünün bir arada ortaya çıkmasıdır. Örneğin bir genç, kendini bir grubun parçası olarak görmek ve arkadaşları gibi davranmak için dansa gitmek isteyebilir. Batı kültüründe, gençler için bu, güçlü bir güdüdür. Ama genç beceriksizce dans ettiği için arkadaşlarının alaylarıyla karşılaşıyor ya da kendisiyle alay edildiğini sanıyor olabilir. Bu durumda, onurunun kırılmaması için, dansa gitmekten kaçınma güdüsü de ortaya çıkacaktır. Genç, ikilem içindedir; gitse de, gitmese de sıkıntı duyacaktır. Bu durum yaklaşma- kaçınma çatışması olarak adlandırılır. Psikolojik olarak, güdülenme sağlayan bir uyarandaki azalma bir başkasının güçlenmesini birlikte getirirse çatışma ort...
      07-05-2010, 09:58 AM
    • ADHD nedir?
      admin
      ADHD (Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) Son 25-30 yılda tanimlanmasi yoğununluk kazanan çocukluk dönemindeki önemli psikiyatrik problemlerden biridir. Bu bozukluk, ilk olarak 1902 yılında George STILL ismindeki İngiliz doktor tarafından tanımlanmıştır. DSM-IV’e göre Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu 3 tipte gozlenebilir. Dikkat eksikliği / Hiperaktivite Bozukluğu Birleşik tip; Dikkat sizlik, hiperaktivite (aşırı hareketlilik) ve impulsivite (dürtüsellik) bir arada görülmektedir. Dikkat eksikliği / Hiperaktivite Bozukluğu-Dikkatsizliğin önde geldiği tip; Dikkatsizliğin ön planda olduğu görülmektedir. Dikkat eksikliği / Hiperaktivite Bozukluğu-Hiperaktivite-İmpulsivitenin önde geldiği...
      27-02-2010, 11:58 PM
    • HİPNOZUN YAPISI
      admin
      Yazmak, okumak, ata ve bisiklete binmek, araba sürmek, müzik aleti çalmak gibi bir çok hünerlerin üstesinden gelmiş durumdasınız. Herkes bu marifetleri öylesine doğal hissedebilirki; siz bu marifetler... hakkında düşünmek ihtiyacını bile hissetmeyceksiniz. Yani bu marifetleri keşfetmede yeteneğinizi engelleyecek herhangi bir kaza olmadan bunları düşünmek zorunda kalmayacaksınız. Böylece, bir çok sıradan yetenek göz önünde bulundurulmayacaktır. Artık her zaman düşünüp pratik yapacaksınız ve hipnozu çatal kulanıyor gibi öğreneceksiniz, tabiki onun olmasını isteyecek ve pratik yapa...
      29-12-2009, 11:57 PM
    • BELLEK ( HAFIZA )
      admin
      İnsanların, unutmayı tercih ettikleri bir gerçeği ya da olayı anımsadıkları da olur. Kimi zaman, bir şeyleri unutamamak, insanlar için bir şeyleri anımsayamamaktan çok daha engelleyici olabilir... Çoğu insana göre bellek, tıpkı bir kitaplık gibi bilgilerin raflarına düzenli olarak yerleştirilip saklandığı bir yapıdır. Ancak, gerçekler ve olaylarla ilgili anılarımız zamanla daha zor anımsanır duruma gelir. Bunun yanı sıra geçmiş deneyimlerle ilgili anılarımız da, içinde bulunduğumuz ruh haline ve duygusal durumumuza göre renk değiştirebilir. Çağdaş araştırmacılarsa belleği, edilgen bir depo değil, kendine özgü süreçleri olan yapılar sistemi olarak değerlendiriyorlar. Anımsamaya çalıştığımız bir şeyi anımsamakta zorlandığımızda ya da anımsayamadığımızda, sık sık şuna benzer bir tümce kullanırız: "Ben zaten oldum olası adları aklımda tutamam ki..." Çoğumuza göre bellek, tıpkı bir kitaplık gibi, bilgilerin raflarına düzenli olarak yerleştirildiği bir yapıdır. Yeri konusunda elde yeterli ipucu bulunursa anılarımız kolaylıkla anımsanabilir. Çoğu insan, öyle ya da böyle, belleğin, yaşadığımız şeylerin birer kopyasını sakladığını düşünür. Bu görüşü, belleğin "kopya kuramı" olarak adlandırabiliriz. Anımsamaya çalışıp da bir türlü anımsayamadığımız o ad, aslında bilişsel sistemimizin bir ...
      28-12-2009, 02:02 PM
    • DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE
      admin
      Okul gereklerinden dolayı, birçok DEHB olan öğrenciler sınıfta problem yaşarlar. Zihinleri öğrenebilecek yeterliğe sahiptir fakat, aşırı hareketlilik ve dikkatsizlik öğrenmeyi güçleştirir... Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Nedir? Okul yaşamında belirli bir zihinsel, fiziksel veya psikolojik bir nedeni olmadığı halde, başarılı olamayan bir çok çocuk vardır. Bu çocukların büyük bölümünün başarısızlığına ; dikkat problemi, aşırı hareketlilik veya bazı alanlardaki okuma, yazma, matematik gibi öğrenme problemleri neden olabilmektedir. Bu problemler son derece karmaşık ve benzer sonuçlara yol açabileceğinden bir gruba ait ortak özellikler olarak düşünülmüştür. Oysa dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ( DEHB ) ve bazı alanlardaki öğrenme yetersizliği durumları, gerek etiolojisi, gerekse görülme sıklığı ve yol açabileceği bazı öğrenme sorunları yönünden bezerlikleri olmasına karşın, birbirinden hayli farklı olan ve ayrı ayrı incelenmesi gereken iki ayrı durumdur . ( Şenel, 1996; s. 76 ) DEHB yeni bir hastalık olmayıp, tıbbi literatürde yüzyıldan daha öncesinde tespit edilmiştir. Ünlü Alman öykü yazarı Hoffman (Struwwelpeter eserinde) çocuklar için yazdığı bir şiirde DEHB’ lu bir çocuğu tanımlamaktadır. Bazıları tarafından DEHB, Minimal beyin disfonksiyonu (MBD) ve hiperaktivite veya conduct disorder olarak da adlandırılmaktadır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun (DEHB) temel özelliği, kalıcı ve sürekli olan dikkat süresinin kısalığı, engellemeye yönelik denetim eksikliği nedeniyle davranışlarda ya da bilişte ortaya çıkan ataklık ve huzursuzluktur. Bunun sonucu olarak çocukta gelişimsel olarak aşağıdaki 3 temel sorun ortaya çıkmaktadır: • Kısa dikkat süresi (poor attention span) • Yetersiz dürtü kontrolü (weak impulse control) • Aşiri hareketlilik (hyperactivity) Başlangici genellikle 3 yaş dolaylarinda olmakla birlikte, tani düzenli ögrenim için gerekli dikkat süresi ve yogunlaşma...
      28-12-2009, 01:29 PM
    İşleniyor...
    X