Evet yaklaşık 4 yıldır (arada 1 yıl gibi bir ayrılık süresini saymazsam) bu sitedeyim ve artık hayatımı anlatan bir konu açma gereği duydum...Çünkü ''neyin var?'' tarzındaki sorulara bir linkle cevap verebilmek işimi baya kolaylaştırır sanırım....Biraz uzun olacak ama akıcı ve can sıkıcı olmayan bir şekilde anlatmaya çalışacağım...
Ortaokul hayatında mutlu bir birey olan ben tüm bu sıkıntıların kaynağını liseden o aklıma geldikçe lanet ettiğim Düzce hayatımdan aldım. Ortaokul çok iyiydi,arkadaşlarım vardı,beni hiçbir zaman yalnız bırakmayan insanlar vardı ve en önemlisi insanlar bana değer veriyordu ve ben bu durumdan oldukça mutluydum ve halime şükretmeyi de ihmal etmiyordum...Namazlarımı o zaman da kılardım ve Allaha isyan etmek bir yana dediğim gibi Ona sürekli bana böyle bir hayat sunduğu için küçük yaşıma rağmen şükretmeyi biliyor ve uyguluyorudm...Kız arkadaşlarım olmuştu(sevgili anlamında),derslerimde başarılıydım(okul ikincisi olarak mezun olmuştum),hocalarım,ailem,okulum,komşularım,arkada şlarım herkes benden memnundu ve herkes anneme benim gibi bir çocuk yetiştirdikleri için teşekkür ediyordu (bunları bizzat annem bana söylüyordu,ben uydurmuyorum). Ben de bunların verdiği gaz ile kendimi tüm sosyal faaliyetlere atan,spor yapan,dans eden,özgüveni yüksek olan bir çocuktum. (Ortaokulda çocuktun ne anlayacaksın mutluluktan,şundan bundan demeyin,ben o zaman da herşeyin bilincindeydim ve gerçekten çok mutluydum)...
Tabi her tatlı rüyanın bir de uyanışı olduğu gibi benim hayatımda da bir uyanış oldu malesef. Aslında anadolu lisesi okumak sevdasıyla gittiğim Düzceye büyük umutlarla gitmiştim...En azından mutluluk seviyemin azalacağını nereden tahmin edebilirdim? İnsanlar büyüdükçe hayatına daha da anlamlar katar ve daha da ilerler değil mi? Sanırım benim mutluluk grafiğimin tepe noktası ortaokul yıllarımdı...
Evet Düzce dedim değil mi? Bir kabus gibiydi Düzce...2 yıllık bir kabus...İnsan 2 yılda hayatına neler katar neler...Ben hayatımda birçok yönden eksildim bu şehirde...Ortaokuldan bir arkadaşımla beraber rehber hocamın tavsiyesiyle (ne tavsiye ama!) İstanbuldaki okullara puanımız yetmediğinden dolayı Düzcede anadolu lisesi okumaya gittik...Tabi özgüveni yüksek bir bireyin beklediklerini bekleyecektim ben yine nihayetinde...Bu arkadaşımızın adı X olsun ya da yok X in bir değeri var matematikte,anlamsız bir harf vermeliyiz hadi bakalım 'Ğ' olsun...
Ben ve Ğ ortaokulda pek samimi olmayan arkadaşlardık aslında...Daha doğrusu ortaokul yıllarında popüler bir insan olarak ben Ğ ile pek muhattap olmamıştım,havamdan falan değil sadece ortamlarımız farklıydı işte...Sınıfın sessizlerindendi o,ben ise koskoca okul futbol takımından ve okulun sayılı başarılı öğrencilerinden,etrafı insanlarla çevrili,kız çevresi bol olan biriydim...Aramızda baya fark vardı
Oraya gittiğimde bir cemaatin yurdunda kaldım mecburi olarak (iktisadi açıdan ve ailemin istemiyle). Yurdun programında okul haricinde dışarı çıkmak yasaktı,sadece pazar günü 8 saatlik iznin vardı (askeri üsul gibi). Ben buna da razı oldum ve Düzce hayatım başladı...Liseye il başladığım zaman kimsenin yanına gitmedim,herkesin bana gelmesini bekledim,sanki alnımda ''Bu çocuk var ya İstanbuldan geliyor ve ordaki hayatı mükemmel,insanlar bu çocuğa saygı gösteriyor,özgüveni yüksek,spor ve dans yeteneği var'' yazıyordu...Kim beni nerden bilsin ki? Bu konuda yaptığım hatanın farkındayım...Tabi vakit ilerliyordu ben kendime bir ortam edinememiştim arada 'Ğ' ile muhabbet ediyor ve İstanbuldan bir arkadaşım olması beni bir nebze olsun rahatlatıyordu...
Evet 1.ayın sonuna kadar böyle yerlerde artık herkes kişiliği doğrultusunda kendine bir çevre edinmeye başlar,kiminle anlaşabileceği kiminle anlaşamayacağı artık genel hatlarıyla bellidir...Her zaman sınıfın,okulun bir sosyete kesmi olmuştur,kabul etmeliyim ki ben de ortaokulda aslında öyle görünen bir tip olmama rağmen aslında içinde fazlasıyla iyilik barındıran,kendisiyle arkadaş olmak isteyen herkese kapısı açık olan bir kişiydim...Yardımseverdim,insanlara hüzünlü anlarında yardım ederdim ve belki de bu huylarım sayesinde ortaokulda çok sevilmiştim...
Ama lise pek de öyle olmamıştı,kaldığım yurttaki baskılı hayat ve lisede bir çevrem olmayışı beni derin bir sessizliğe ve yalnızlığa bürümenin hazırlıklarını yapıyordu adeta...Ama ben 1.dönem bitmesine rağmen hala yüzü gülen,yine neşesini yitirmeyen bir çocuktum ki aslında çok da yalnız değildim,yurttan arkadaşlarım vardı,sadece pek kız arkadaşım olmamıştı bunun etkisi olarak da cemaat yurdundan edindiğim arkadaşlarla okulda da görüşüyor olmam ve kendime bir nevi böyle bir çevre edinmem olmuştu...E tabi kızlar böyle bir ortama pek de sıcak bakmaz genelde ki yurttaki arkadaşların yüzünden sen de pek yanaşamazsın onlara...Çekinirsin,en azından ben çekindim,korkmadım ama çekindim...Onlarla takıldım ve 1.dönem bitti...Ben kendimi daha 1.dönem geçmesine ve ortama yavaş yavaş alışılır kaidelerine tutunarak avutuyordum...Durum pek öyle olmayacaktı ama...
2.dönem başlamıştı ve ben yine aynı umutlarla,aynı hayallerle yaşıyordum...En azından kendime duygusal manada destek olacak bir kız arkadaş edinmeliydim fakat nasıl? Hem bu samimiyete ulaşabileceğim bir kız yoktu hem de bu baskılı ortamda bir kız arkadaşım olsa dahi onunla nasıl görüşecektim? Telefonlar hafta içi toplanıyor ve yalnızca hafta sonu dağıtılıyordu,dediğim gibi askeriye gibi bir yerdi...
Derslerime bakacak olursak derslerim fena değildi ve ilk dönem sonunda sınıfta teşekkür alabilen 3 kişiden biriydim...O zamanlar sosyal fobim yoktu en azından ve derslerde hocaları rahat rahat dinleyebiliyordum. E zaten yurtta çalışma ortamı yeterince vardı,vaktin boldu,dışarı çıkamıyordun,televizyon yoktu,yani herşey ders çalışma üzerine kuruluydu aslında,arada temizlik falan yapıyorduk ve dini derslerimiz oluyordu,namaz kılıyorduk,onun haricinde ya ders ya da arkadaşlarla muhabbet sohbet...
2.dönem itibariyle Ğ ile pek konuşmuyorduk,sınıflarımız ve yurttaki etüt gruplarımız farklı olmuştu,sadece akşam yatakhanede biraz laflıyorduk o kadar...Ama hafta sonu yine çarşıya beraber çıkardık,yani birbirimize kinimiz olduğundan değil şartlar bunu gerektiriyordu ve biz de bu durumun farkındaydık. Fakat okulda yine kendime yurt arkadaşlarım dışında pek çevre edinemedim...1-2 tane erkek arkadaşım vardı yine ama kız arkadaşım hiç yoktu,sadece merhaba diyebileceğim kızlar vardı,samimiyet yoktu yani...
2.dönemin sonlarında bir edebiyat sınavı ertesi sınava çok çalışmıştım çünkü edebiyatı seviyordum ve takdir alabilmeme çok az puan kalmıştı,ortalamamı yüksek tutmam gerekiyordu...Sınava girdim ve sınavın başlamasından 10 dakika sonra falan bende bir heyecan başladı,anlamsız bir heyecan...Daha önce heyecan yaşamıştım ama böylesini ilk defa yaşıyordum,çünkü bu heyecan çok farklıydı ve ben kendimi tuhaf hissetmiştim,sınavdaki sorulara değil de insanların benim heyecanımı farkedip etmeyeceğine odaklanmıştım adeta...Herkes sanki beni izliyordu ve içlerinden de gülüp aşağılıyorlardı beni...Halbuki neden? Herkes sınavıyla ilgileniyordu...Ama ne bileyim işte,insan duygularına engel olamıyor ki! O an öleceğimi hissettim belki de,sınavda pek bişey yapamadım,çünkü sosyal takıntılarımla ilgilenmiştim yalnızca ve vakit dolduğunda ben neye uğradığımı şaşırmıştım...
Evet sosyal fobinin ilk belirtisi o sınavda başladı...Fakat ben bunun sosyal fobi olduğunu ve sincice ilerleyeceğini nasıl tahmin edebilirdim ki? Arkadaşlarım sınavımın nasıl geçtiğini sorduklarında berbat dedim,şaşırdılar,çünkü sınav çok kolay(mış)...Ne bileyim ben soruları bile zor okuyabilmiştim,bunu nasıl anlatabilirdim ki arkadaşlarıma?
Evet sosyal fobi yukarıda belirttiğim gibi sinsice ilerleyen bir hastalıktır...Burada keseyim en iyisi,yeni bir konu açarak devam edeyim...
Ortaokul hayatında mutlu bir birey olan ben tüm bu sıkıntıların kaynağını liseden o aklıma geldikçe lanet ettiğim Düzce hayatımdan aldım. Ortaokul çok iyiydi,arkadaşlarım vardı,beni hiçbir zaman yalnız bırakmayan insanlar vardı ve en önemlisi insanlar bana değer veriyordu ve ben bu durumdan oldukça mutluydum ve halime şükretmeyi de ihmal etmiyordum...Namazlarımı o zaman da kılardım ve Allaha isyan etmek bir yana dediğim gibi Ona sürekli bana böyle bir hayat sunduğu için küçük yaşıma rağmen şükretmeyi biliyor ve uyguluyorudm...Kız arkadaşlarım olmuştu(sevgili anlamında),derslerimde başarılıydım(okul ikincisi olarak mezun olmuştum),hocalarım,ailem,okulum,komşularım,arkada şlarım herkes benden memnundu ve herkes anneme benim gibi bir çocuk yetiştirdikleri için teşekkür ediyordu (bunları bizzat annem bana söylüyordu,ben uydurmuyorum). Ben de bunların verdiği gaz ile kendimi tüm sosyal faaliyetlere atan,spor yapan,dans eden,özgüveni yüksek olan bir çocuktum. (Ortaokulda çocuktun ne anlayacaksın mutluluktan,şundan bundan demeyin,ben o zaman da herşeyin bilincindeydim ve gerçekten çok mutluydum)...
Tabi her tatlı rüyanın bir de uyanışı olduğu gibi benim hayatımda da bir uyanış oldu malesef. Aslında anadolu lisesi okumak sevdasıyla gittiğim Düzceye büyük umutlarla gitmiştim...En azından mutluluk seviyemin azalacağını nereden tahmin edebilirdim? İnsanlar büyüdükçe hayatına daha da anlamlar katar ve daha da ilerler değil mi? Sanırım benim mutluluk grafiğimin tepe noktası ortaokul yıllarımdı...
Evet Düzce dedim değil mi? Bir kabus gibiydi Düzce...2 yıllık bir kabus...İnsan 2 yılda hayatına neler katar neler...Ben hayatımda birçok yönden eksildim bu şehirde...Ortaokuldan bir arkadaşımla beraber rehber hocamın tavsiyesiyle (ne tavsiye ama!) İstanbuldaki okullara puanımız yetmediğinden dolayı Düzcede anadolu lisesi okumaya gittik...Tabi özgüveni yüksek bir bireyin beklediklerini bekleyecektim ben yine nihayetinde...Bu arkadaşımızın adı X olsun ya da yok X in bir değeri var matematikte,anlamsız bir harf vermeliyiz hadi bakalım 'Ğ' olsun...
Ben ve Ğ ortaokulda pek samimi olmayan arkadaşlardık aslında...Daha doğrusu ortaokul yıllarında popüler bir insan olarak ben Ğ ile pek muhattap olmamıştım,havamdan falan değil sadece ortamlarımız farklıydı işte...Sınıfın sessizlerindendi o,ben ise koskoca okul futbol takımından ve okulun sayılı başarılı öğrencilerinden,etrafı insanlarla çevrili,kız çevresi bol olan biriydim...Aramızda baya fark vardı
Oraya gittiğimde bir cemaatin yurdunda kaldım mecburi olarak (iktisadi açıdan ve ailemin istemiyle). Yurdun programında okul haricinde dışarı çıkmak yasaktı,sadece pazar günü 8 saatlik iznin vardı (askeri üsul gibi). Ben buna da razı oldum ve Düzce hayatım başladı...Liseye il başladığım zaman kimsenin yanına gitmedim,herkesin bana gelmesini bekledim,sanki alnımda ''Bu çocuk var ya İstanbuldan geliyor ve ordaki hayatı mükemmel,insanlar bu çocuğa saygı gösteriyor,özgüveni yüksek,spor ve dans yeteneği var'' yazıyordu...Kim beni nerden bilsin ki? Bu konuda yaptığım hatanın farkındayım...Tabi vakit ilerliyordu ben kendime bir ortam edinememiştim arada 'Ğ' ile muhabbet ediyor ve İstanbuldan bir arkadaşım olması beni bir nebze olsun rahatlatıyordu...
Evet 1.ayın sonuna kadar böyle yerlerde artık herkes kişiliği doğrultusunda kendine bir çevre edinmeye başlar,kiminle anlaşabileceği kiminle anlaşamayacağı artık genel hatlarıyla bellidir...Her zaman sınıfın,okulun bir sosyete kesmi olmuştur,kabul etmeliyim ki ben de ortaokulda aslında öyle görünen bir tip olmama rağmen aslında içinde fazlasıyla iyilik barındıran,kendisiyle arkadaş olmak isteyen herkese kapısı açık olan bir kişiydim...Yardımseverdim,insanlara hüzünlü anlarında yardım ederdim ve belki de bu huylarım sayesinde ortaokulda çok sevilmiştim...
Ama lise pek de öyle olmamıştı,kaldığım yurttaki baskılı hayat ve lisede bir çevrem olmayışı beni derin bir sessizliğe ve yalnızlığa bürümenin hazırlıklarını yapıyordu adeta...Ama ben 1.dönem bitmesine rağmen hala yüzü gülen,yine neşesini yitirmeyen bir çocuktum ki aslında çok da yalnız değildim,yurttan arkadaşlarım vardı,sadece pek kız arkadaşım olmamıştı bunun etkisi olarak da cemaat yurdundan edindiğim arkadaşlarla okulda da görüşüyor olmam ve kendime bir nevi böyle bir çevre edinmem olmuştu...E tabi kızlar böyle bir ortama pek de sıcak bakmaz genelde ki yurttaki arkadaşların yüzünden sen de pek yanaşamazsın onlara...Çekinirsin,en azından ben çekindim,korkmadım ama çekindim...Onlarla takıldım ve 1.dönem bitti...Ben kendimi daha 1.dönem geçmesine ve ortama yavaş yavaş alışılır kaidelerine tutunarak avutuyordum...Durum pek öyle olmayacaktı ama...
2.dönem başlamıştı ve ben yine aynı umutlarla,aynı hayallerle yaşıyordum...En azından kendime duygusal manada destek olacak bir kız arkadaş edinmeliydim fakat nasıl? Hem bu samimiyete ulaşabileceğim bir kız yoktu hem de bu baskılı ortamda bir kız arkadaşım olsa dahi onunla nasıl görüşecektim? Telefonlar hafta içi toplanıyor ve yalnızca hafta sonu dağıtılıyordu,dediğim gibi askeriye gibi bir yerdi...
Derslerime bakacak olursak derslerim fena değildi ve ilk dönem sonunda sınıfta teşekkür alabilen 3 kişiden biriydim...O zamanlar sosyal fobim yoktu en azından ve derslerde hocaları rahat rahat dinleyebiliyordum. E zaten yurtta çalışma ortamı yeterince vardı,vaktin boldu,dışarı çıkamıyordun,televizyon yoktu,yani herşey ders çalışma üzerine kuruluydu aslında,arada temizlik falan yapıyorduk ve dini derslerimiz oluyordu,namaz kılıyorduk,onun haricinde ya ders ya da arkadaşlarla muhabbet sohbet...
2.dönem itibariyle Ğ ile pek konuşmuyorduk,sınıflarımız ve yurttaki etüt gruplarımız farklı olmuştu,sadece akşam yatakhanede biraz laflıyorduk o kadar...Ama hafta sonu yine çarşıya beraber çıkardık,yani birbirimize kinimiz olduğundan değil şartlar bunu gerektiriyordu ve biz de bu durumun farkındaydık. Fakat okulda yine kendime yurt arkadaşlarım dışında pek çevre edinemedim...1-2 tane erkek arkadaşım vardı yine ama kız arkadaşım hiç yoktu,sadece merhaba diyebileceğim kızlar vardı,samimiyet yoktu yani...
2.dönemin sonlarında bir edebiyat sınavı ertesi sınava çok çalışmıştım çünkü edebiyatı seviyordum ve takdir alabilmeme çok az puan kalmıştı,ortalamamı yüksek tutmam gerekiyordu...Sınava girdim ve sınavın başlamasından 10 dakika sonra falan bende bir heyecan başladı,anlamsız bir heyecan...Daha önce heyecan yaşamıştım ama böylesini ilk defa yaşıyordum,çünkü bu heyecan çok farklıydı ve ben kendimi tuhaf hissetmiştim,sınavdaki sorulara değil de insanların benim heyecanımı farkedip etmeyeceğine odaklanmıştım adeta...Herkes sanki beni izliyordu ve içlerinden de gülüp aşağılıyorlardı beni...Halbuki neden? Herkes sınavıyla ilgileniyordu...Ama ne bileyim işte,insan duygularına engel olamıyor ki! O an öleceğimi hissettim belki de,sınavda pek bişey yapamadım,çünkü sosyal takıntılarımla ilgilenmiştim yalnızca ve vakit dolduğunda ben neye uğradığımı şaşırmıştım...
Evet sosyal fobinin ilk belirtisi o sınavda başladı...Fakat ben bunun sosyal fobi olduğunu ve sincice ilerleyeceğini nasıl tahmin edebilirdim ki? Arkadaşlarım sınavımın nasıl geçtiğini sorduklarında berbat dedim,şaşırdılar,çünkü sınav çok kolay(mış)...Ne bileyim ben soruları bile zor okuyabilmiştim,bunu nasıl anlatabilirdim ki arkadaşlarıma?
Evet sosyal fobi yukarıda belirttiğim gibi sinsice ilerleyen bir hastalıktır...Burada keseyim en iyisi,yeni bir konu açarak devam edeyim...

Ama mutsuz sonla bitecek ona göre 
ama sen de cok kasınmıssın yani bi yerinde duramamıssın dayak kavga olaylarına sasırmadım
Yorum