ben bir rockstar olmak istiyorum, telefonum durmadan çalsın istiyorum. Kızlar bana tapsın istiyorum, odam sütyenden geçilmesin istiyorum. Kendi aralarında benden bir seks tanrısıymışımcasına bahsetsinler istiyorum. Erkekler bana saygı duysun istiyorum, hatta bu tam olarak ne istediğimi anlatmaya yetmiyor. Benden biraz da korksunlar istiyorum, beni eleştirmeye hadlerinin olmadığına inansınlar istiyorum. Bununla da bitmiyor isteklerim, insanlar planlarını yapmadan önce bana danışsınlar istiyorum, ben okay vermediğim müddetçe isteklerini ertelesinler istiyorum. Aynı zamanda bir seks tanrısı, komutan, yargıç, entellektüel otorite olmak istiyorum. Hepsi olsun, bir an önce olsun istiyorum. Sabretmeyi bilmiyorum, beklemeyi sevmiyorum. Ben tanrı olmak istiyorum. Bunu hakettiğime inanıyorum.
Gelelim gerçeklere, çünkü yaşadığım hayat hiç de böyle değil. Yapayalnızım, kimse dediklerime zerre itimat etmiyor. Kimse benimle görüşmek, birlikte olmak istemiyor. Hayatım başarısızlıklarla ve depresyonlarla dolu. Ama burda anlaşılması gereken nokta şu, ben hala kendimin mükemmel olduğuma inanıyorum, hayatım hala "ben" le dopdolu. Çünkü buna sebep olan mekanizma herneyse çok gerçek, çok içten bir şey bu. Bazen bu kadar gerçek olduğunu düşündüğüm şeyin bir yanılsama olduğunu, bütün çıplaklığıyla farkediyorum. Burda yol ikiye ayrılıyor: Ya bu hissettiğim duygunun anlık bir duygu olduğuna, başkalarının bende yol açtığı bir acizlik olduğuna inanarak depresyona girmeliyim ya da yaşadığım acizliği sahiplenip en baştan başlamalıyım. Bazen birini bazen diğerini seçiyorum.... Alın size bir adamın dramı ya da nasıl isterseniz öyle deyin: Akıntıya karşı kürek çeken adamın hikayesi deyin isterseniz savaş deyin ya da isterseniz acizlik deyin. yine de sizin ne dediğiniz çoğu zaman hiç farketmiyor...
Gelelim gerçeklere, çünkü yaşadığım hayat hiç de böyle değil. Yapayalnızım, kimse dediklerime zerre itimat etmiyor. Kimse benimle görüşmek, birlikte olmak istemiyor. Hayatım başarısızlıklarla ve depresyonlarla dolu. Ama burda anlaşılması gereken nokta şu, ben hala kendimin mükemmel olduğuma inanıyorum, hayatım hala "ben" le dopdolu. Çünkü buna sebep olan mekanizma herneyse çok gerçek, çok içten bir şey bu. Bazen bu kadar gerçek olduğunu düşündüğüm şeyin bir yanılsama olduğunu, bütün çıplaklığıyla farkediyorum. Burda yol ikiye ayrılıyor: Ya bu hissettiğim duygunun anlık bir duygu olduğuna, başkalarının bende yol açtığı bir acizlik olduğuna inanarak depresyona girmeliyim ya da yaşadığım acizliği sahiplenip en baştan başlamalıyım. Bazen birini bazen diğerini seçiyorum.... Alın size bir adamın dramı ya da nasıl isterseniz öyle deyin: Akıntıya karşı kürek çeken adamın hikayesi deyin isterseniz savaş deyin ya da isterseniz acizlik deyin. yine de sizin ne dediğiniz çoğu zaman hiç farketmiyor...


Yorum