Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Bereketsiz Topraklar...

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Clear All
new posts

  • Guest's Avatar
    Guest replied
    Orjinal yazı sahibi: baba
    Bazen sıkıyor dünyanın bu halleri ve unuttuğumuz değerlerin madde ile yer değişimi, bizi yavaş yavaş yok ediyor, bitiriyor...

    Hayat yolumuz hep düzlükte devam etmemektedir. Bazen önümüze yokuşlar çıkar, bazen de inişler..
    Mühim olan düzlükte şımarmamak, yokuş ve inişlerde de ümitsizliğe düşmemek.

    Bunların hayat yolculuğunun imtihanları olduğunun farkında olmak.

    Nitekim Rabbimiz Ankebut Suresi'nin ilk ayetlerinde şöyle ikazda bulunmaktadır: insanlar iman ettik demekle bırakılacaklar da imtihana çekilmeyecekler mi sanıyorlar?

    Çekileceğimiz bu imtihanları kazanmanın ilk şartı, sıkıntı ve zorluklar karşısında ümidini kaybetmemektir.

    Çünkü ümidinizi kaybederseniz her şeyinizi kaybedersiniz. Ama ümidinizi korursanız kaybettiklerinizi yine kazanabilirsiniz.

    Ümidin bu hayati özelliğinden dolayıdır ki, şeytanın yıkmaya yöneldiği ilk hedefi, imanlı insanın ümit kalesidir.

    Ümit kalesini yıktıran adamın sığınacağı başka bir kalesi yoktur.
    Ümidin basite alınamaz bu hayati özelliğini irşat alimleri şu çarpıcı olayla dikkatimize verirler:
    Bir adam yolda ağlayarak gidiyordu. Karşıdan gelen bir maneviyat büyüğü ağlayan adama sordu:

    Neden ağlıyorsun evlat,bir felakete mi uğradın yoksa?

    Sorma dedi ağlayan adam, mahvoldum, dükkânım yandı, bu yetmiyormuş gibi kasadaki paralarım da yandı; bütün servetim gitti, geriye sadece borç senetlerim kaldı.
    Maneviyat büyüğü ağlayan adamın başını şefkatle okşadı, sonra da dedi ki:
    Bunlar ağlanacak kayıplar değildir evlat. Ben de ümidini kaybettin de onun için ağlıyorsun sandım.!
    Şunu unutma ki, ümidini kaybeden adam her şeyini kaybeder. Ama ümidini kaybetmeyen adam yeniden teşebbüse geçer, kaybettiklerini zaman içinde yine kazanabilir. Sen ümidini kaybetme evlat ümidini!..

    Evet, bütün mesele ümidini kaybetmemekte. Peygamberimiz de (sas) konuşmalarıyla ümitsizlik telkin eden adamı ikaz ederek şöyle uyarıda bulunmuştur:


    "Kim, 'Artık iyi insan kalmadı, herkes bozuldu..' diyerek ümitsizlik telkin ederse bilsin ki, bozulan o insanın kendisidir,herkes değil."

    Neden böyle?

    Çünkü kıyamete kadar insanların içinde hem iyisi bulunacak hem de kötüsü.
    Burada mühim olan, bizim bunların neresinde yer aldığımız, hangi tarafın içinde bulunduğumuzdur.
    Biz iyilerin içinde bulunuyorsak kötülerin bize zararı olamaz, kötülerin içinde yer almışsak iyiler bizi kurtaramaz.
    Unutulmaması gereken gerçek bizim nerede yer aldığımız, kimlerin desteğinde bulunduğumuzdur.

    İşte bu gerçeği unutturmaya çalışan şeytan, hep bozulanları dikkate vererek ümitsizlik telkin etmeye yeltenir.
    Teşebbüs gücünü yok etmeye çalışır.


    Şeytanın bu tuzağına düşmemek için Bostanü'l Vaizin'de şu çarpıcı misal verilmektedir:

    Bağdat'ta büyük bir şevk içinde hizmetlerini sürdüren Cüneydi Bağdadi bir gece rüyasında gördüğü bir adamdan ümit kırıcı telkinler dinler.
    İyi bir insan görüntüsündeki adam diyor ki:

    Ey Cüneyd! Boşuna uğraşıyorsun sen. İnsanlar artık yolunu değiştirdi, seni dinleyecek kimse kalmadı Bağdat'ta. Koskoca şehirde sadece üç kişiden başka adam kalmadı.
    Onlar da şu anda Şiraz Mescidinde ibadetteler.
    Bu söylediklerime inanmazsan git, Şiraz Mescidinde ibadet eden üç kişiyi gözlerinle gör!.
    Heyecanla uyanan Cüneydi Bağdadi, abdest alıp doğruca Şiraz mescidine gider.
    Bakar ki, gerçekten de mescitte üç kişi kendinden geçmişçesine ibadetteler.
    İçinden bir ümitsizlik fırtınası kopar. Demek ki koskoca Bağdat'ta gerçekten de adam kalmamış bu üç kişiden başka diye ümitsizleşirken namazdakilerden biri hemen selam verip kulağına eğilerek şunları fısıldar:

    Dikkat et , der. Şeytan sana ümitsizlik telkin etmek istiyor.
    Bağdat Allah dostlarıyla doludur!

    Allah dilerse görünmezlerden kapılar açar, bilinmezlerden sebepler halk eder. Yeter ki sen ümidini yitirme, teşebbüs gücünü kaybetme, hizmetine aşkla, şevkle devam et. Vazifeni yap, vazifei ilahiye karışma. Gerisi Allah'ın (cc) takdirine kalmıştır. O takdirde yanlışlık, eksiklik olmaz.

    Leave a comment:


  • Guest's Avatar
    Guest replied
    Bazen sıkıyor dünyanın bu halleri ve unuttuğumuz değerlerin madde ile yer değişimi, bizi yavaş yavaş yok ediyor, bitiriyor...

    Saçmalama yok Azamarenc, rahat ol...

    Birbirimizi kandırmıyoruz, ne isek o halde yaşıyoruz, o zaman yok
    problem... Yeni bir günü beklerken kanter içinde kalıyoruz geceleri, acaba ne getirecek bize ?



    Benim bir sırrım var açıklanmayacak kadar sır..
    Bundan çıkar hır,patlamalar vuku bulur dert kahır..
    Sırdan geçen dilim olsa hale değer diken..
    Bilmez bilen adam olur,ben ben iken..
    Ya söylersem kim anlar..
    Söylemezsem bağlar gamlardan ağlar.
    Bu yıpranışta dağılır bütün..
    Doymaz Sago yakar tütün..
    İçindeyim oyunun büsbütün,
    Hayatıma musallat oldu şöhret,ün..
    Karıştı yarınım bitti dün,tedirgin bugün..
    Topla çıkar nedir sonuç?
    Her kıyasta dilime değer bıçağa ait keskin uç,
    Kimdir suçlu kimde suç?
    Öylesine kibirli ki biber yakmadan bırakmaz rahat,
    Yarası ağır dilimin bulamıyorum kapatacak bant!
    Üzerime gelin bakın,dinamit bağlı gövdeme,
    Yaklaşını uçururum uçurtma misali pimden iplerle..
    Fesatlar kapıma vardılar ellerinde güllerle,
    İşlerine gelmediğinde saldırdılar aynı güllerin dikenleriyle..
    Vurdular siyah güllelerle..

    Aklıma gelen başıma geldi,
    Başım yarıldı,aşım soğudu..
    Yine iştahsızlık elinde oyuncak etti açlığımı..
    Artık kartopu oynamak istemiyorum ellerim dondu,
    Türlü saklambaç oyunlarından gözlerim yoruldu..
    Nerdesiniz güven abideleri ha? Cesaret haylazları?
    Gösterin bana 62 den tavşan yapan hokkabazları,
    Belirleyin karşımda durabilecek tüm küfürbazları,
    Demirden mızraklarla kırdım sazları,
    Deştim böğründen kıyamadığım hazları,
    Verin bana yazları!
    İlahi merhamet sarayı..
    Ya hannan..
    Sensin rana..
    Sensin mana..
    Sensin rahman..
    Sensin canan..
    Ruhum işgalden kurtulmaz vatan,
    İnfilak eder alev ateş volkan hislerim kırıklar..
    Püskürüyor üzerime lav,kıvılcım korlar,
    Elimdeki bir avuç dolusu su ile sönmez bu yangınlar..
    Ben bir sırra sahibim,hayat uykusuna yatmış,
    Ben çok dosta sahiptim güvensizlik içine batmış.
    Şahit oldum birileri mutluluğu parayla kapmış..!!!

    Giy ateşten gömlekleri bir bir yansın üzerin.. Ve dahi..
    Kır topraktan çömlekleri.. Zaten tedirgin halim..
    Bir benim,bir bendim ve bir kendim ortadayım..
    Bitmez derdim,bu hal beni yer bitirir bildim..


    Sagopa Kajmer / Ateşten Gömlek



    Ölüye ve diriye saygılarımla...

    Leave a comment:


  • Guest's Avatar
    Guest replied
    Orjinal yazı sahibi: sevde_
    Dünyevi hallerden sıkıldım...

    Bende çok sıkıldım...
    Alın benden de o kadar..sanki sürgün yeri bir dünya ,dünya ehli..
    boğucu..bitmeyen bir kabz hali ..
    gönül frekansının farklı olmasının faturasıdır belki bu sıkıntılar,huzursuzluk çalkantısı,uyumsuzluk sorunu...(kendi açımdan )

    Erenler bezmine postu serenler lafza bakmamışlar mânâ demişler
    Uykudan uyanıp da sırra erenler bu fâni âleme rüya demişler


    rüya bitene kadar çekicem çekicem her zerresiyle burayı..

    neyse uzatmayayım fazla ,
    baba; saçmaladım mı bilmem de, döküldüm işte biraz..canım sıkkın,renksizim,keyifsizim

    Leave a comment:


  • sevde_
    replied
    Dünyevi hallerden sıkıldım...

    Bende çok sıkıldım...

    Leave a comment:


  • Guest's Avatar
    Guest replied
    Yazdıklarınız için teşekkürler...

    Büsbütün bir oyun içindeyiz bir bir perdelerin açılıp kapandığı...

    Her sahneye farklı bir replik, her duyguya farklı bir jest ve mimik.

    Huzur bırakmadılar, evet..

    Huzursuzluğu ektiler yüreğe, bizler huzuru vermeye çalışırken gökyüzüne uçmak için heves eden balonlara...
    Beni tanıyanların hiç bir bağlantısı olmadığı kararlar verdim kendi çapımda, bu bana ait, benim özelim. Ateşten gömlek mi giydiğim, yoksa ferahlık getiren bir kefen mi ben bilirim !!

    Ne zamanı suçlamak, ne sabıra yüklenmek gereksiz halde.
    Biz insanların gırtlağına basıpta nasıl nefes almasını bekledik ki ?
    Biz insanların suratına pişkin pişkin gülerken, derdine nasıl derman olmayı nasıl denedik ki ?

    Sözlerimin gerçekliğini bilipte çalıntı düşüncelerle üzerime gelenlerin derdine mi yanalım ?
    Yoksa halim yaman deyip, geyik ! yapanların rezilliklerine mi ağlayalım ?

    Kırılsın ne varsa, yürek mi, çanak çömlek mi ?
    Umurunda olmaz dünyanın, herkes bir dir...

    Ne sorunlarımla boğdum insanları, ne de başıma gelen komik olayları laçka gibi yazarak bıktırmadım...

    Deştim yüreğime saplanan anlamsız sancıları derinden, gerisi ise yolda kalan atıklar bir daha bana bulaşamayacak olan...

    İki kuyu birbirinin içini göremez yanyana dursa da, iki düşünce her zaman bir düşünmez aynı yolda yürüyor olsa da...

    Karıştı dün ile yarın derken bugünü bitirdim...

    Duyguyu öldürdüm artık, mantığımda ilerlerim kendime has..
    Duyguların depreşmesinden, her sözün duygusal anlama çekilmesinden sıkılır hale geldim...

    Kendi pimimi kendi kelamlarımla çektim ve sahneden silindim !!

    Derinlerimde boğulmaktayken ikinci bir derinliğe yer olmadı ruhumda, kaybolduk karanlıklarda hiç anlamadan. Bir bakmışım ey gidi Muhammed Furkan, ne hallerdesin, neyin derdinsenin.. Sende bir et ve kemiktensin...

    Pişmanlık duyar mı insan yazdıklarından ?
    Böyle bir istidat verildiğine dair tepki verir mi ?

    Sıkıldım !!
    Sıkıldım !!

    Hayattan değil, manadan değil, yaratılışımdan değil...

    Dünyevi hallerden sıkıldım...



    Ölüye ve diriye saygılarımla...

    Leave a comment:


  • Guest's Avatar
    Guest replied

    Söylediklerinden ;
    Kalbten kalbe sözcüklerle köprü kurmasından anlaşılır insan.
    Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır.
    Bir mihenk vardır gönüllerinde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunarlar.
    Katı kalbli insanlar ise, bu mihengi yitirmiştir.
    Gönül kayalıklarında paramparça olmuştur mihenkleri.
    Altın ile bakırı birbirinden ayıramaz artık o. Olur olmaz yerde
    kelâm eder, ya baş kırar, ya da göz çıkarır.

    Ilık meltemler gibi soluklar gerek bize. Gönüllere ulaştığında, bahar çiçekleri açtıran.
    En sert yürekleri dahi yumuşatan, yoğuran, şekillendiren...
    En öfkeli olduğumuz anlarda bile yüreğimizdeki karanlığı gündüz aydınlığına çevirir güzel bir söz.
    "Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı / Söz ola ağulu aşı, / Yağ ile bal ede bir söz." diyor Yunus.

    Elbette öyledir. En karamsar ve kaos yüklü anları bile cennet iklimine çevirir, alımlı ve iç açıcı bir söz.
    Bir yazıyı okuduğunda seni düşünce okyanusların derinliklerine götürmeli ordaki sırları keşfettirip sahile bırakmalı tekrar.
    Yazmak ,sözcüklerle dans etmek her kişinin harcı değildir.

    Baba yürekten yazılarının devamı dileğiyle...

    Leave a comment:


  • gokche
    replied
    çünkü tek gerçek o ölümü tadıcaz hepimiz...zamanımız belli...

    ölümü istediğimden beklediğimden değil...bu sadece farkındalık

    Leave a comment:


  • Guest's Avatar
    Guest replied
    Orjinal yazı sahibi: gokche
    ya baktığı yeri göremeyen gözler neyler dünyanın kendi halinde dönüp gitmesine
    bir döngünün ta içini görüyorum derse inanırmısınız onun içtenliğine
    sizin görememe niz onun körlüğünün sebebi olurmuki..
    insan yaşadıkça acı verir yaşadığı yerede kendi ruhunada.
    bakmakla görmenin farkını anlayamazsa bir ruh kendi kör döngüsünde kaybolur
    adım atılmaz cehennem ağzında artık benimde bir ayak izim var belki.
    takip ettiklerimin ardından vardığım durağım benim.
    yalnızlık ve yanlışlık diz boyu
    çamur filtresiyle gezer olur ayaklar artık
    paçalarını sıvaman yetmez
    tenine bulaşır ummadığının kirli sebepleri
    ölümle kıyaslayabilirmiyiz acılarımızın kanattıklarını
    teraziye kılıf bulabilirmiyiz yalnızca kaçırmak adınakilo hesabıyla verilen duyguları
    adının ilk harfi büyük yazılmış yada küçük yazılmış ne farkı var
    çağrıştırdığı kurgu beyninin içini kemirir tüm andıklarınla beraber.
    sonra nöbet türküleri şekline bürünür
    derki ben bir incir ağacıyım düşenin belini kırarım...
    acım olmasa neye yarar mağrur gülümsemeler..
    ne değeri kalırki varlıkla yokluğun
    kendi duvarına dayicaksın kulaklarını duymak için kendi dünyanın sesini
    herkesin dünyası kendine döner.
    kendiyle konuşur..
    geri kalanlar basit bir bilimkurgu basit bir matrix işte

    ayağım yerden kesiliveriri süklüm püklüm bir mevsim aralığında
    anlarımki geçkaldım yine bişeylere
    yetişmem gereken tüm sözlere
    ışık hızının keşfi gelir aklıma
    yalın ayak basmak olmazdı ozaman kor ateşin üzerine
    acıyı duyabilirmisin kulaklarınla...
    bana mutluluğun resmini çizebilirmisin abidin cümlesi ne komik gelmişti ilk okuduğumuzda oysa.

    sediklerin vermezmi sana acıyı
    onlar var etmezmi istemeden acıyı
    acı onların varlığı değilmidir aslında...
    sebepsz ağlamak şairin becereceği bir meziyettir değilmidir
    bir kağıt bir kalem yeter ona kozkocaman bir otel odasında
    bana yetmez dünyaları kağıt yapsam avucuma...
    yazacak çok şey var anlatacak çok şey var...
    herdilde yazabilmek acının tarifini karamsarlığını cesaretmi ister maharetmi yoksa sadece tecrübesizlikmi?
    anlatmak zordur nekadar söylesende
    denedin biliyorum okuyunca ama acıyı duyamazsın kulaklarınla
    yakarışı sadece yankısıdır aslı duyamayacağın kadar derindedir..
    uyandığım zamanlarda uykumun gözlerimde kalması bundan sebeptir...
    hvada buhurlaşan nefesmidir mevsmsiz yağmurlar
    hep inanmak istemişimdir dünyanın düz olduğuna..
    halada inanacaktım ayağımın altından kayıp gitmese arasıra.

    şairin dediği gibi

    soyulurmuydu kabuğu hayatın yoksa bütün vitamini kabuğundamıydı

    dünyayı bir portakala benzetmek anca şairin işidir zaten

    yine dönüyor dünya savuırduğunu bilmeden..
    okadar ufacığızki içinde döndüğünü bile anlamıyoruz..

    zaman hafızadır geçmez
    elin harflere gider dönüp bakarsın oan hafızanda canlanır ozamandır işte..
    geçen saniyeler dakikalar yıllr sandığımız şey sadece zihinimizde birikenler
    çöp kıvamına gelene kadar kullanıcaz onları sonra hiç yaşamamışız gibi
    hiç varolmamışız gibi hiç saklamamışız gibi atıcaz kendimizle beraber dört duvar toprağın arasına...
    ölümden hayırlısı varmı
    bazıları korkuyorlar ilk demini tutarken sabahın ilk çayı yitirilmekten
    derszili çalarken öğrenciler dağılırken sınıflarına aynı anda camiden gelen selâ sesleri....
    bazıları korkuyorlar yitirilmekten kurdukları gibi
    gerçeği arayan ölümü tadacaktır sonunda....



    buda öylesine bi yazı oldu gecenin hatta sabahın bu saatinde içimden döküldüğü gii karışık saçma sapan....olsun önemli olan kalin iriktirdiğini atailmesi değilmi
    ölümü neden bu kadar dşüyorsun sen?

    Leave a comment:


  • gokche
    replied
    ya baktığı yeri göremeyen gözler neyler dünyanın kendi halinde dönüp gitmesine
    bir döngünün ta içini görüyorum derse inanırmısınız onun içtenliğine
    sizin görememe niz onun körlüğünün sebebi olurmuki..
    insan yaşadıkça acı verir yaşadığı yerede kendi ruhunada.
    bakmakla görmenin farkını anlayamazsa bir ruh kendi kör döngüsünde kaybolur
    adım atılmaz cehennem ağzında artık benimde bir ayak izim var belki.
    takip ettiklerimin ardından vardığım durağım benim.
    yalnızlık ve yanlışlık diz boyu
    çamur filtresiyle gezer olur ayaklar artık
    paçalarını sıvaman yetmez
    tenine bulaşır ummadığının kirli sebepleri
    ölümle kıyaslayabilirmiyiz acılarımızın kanattıklarını
    teraziye kılıf bulabilirmiyiz yalnızca kaçırmak adınakilo hesabıyla verilen duyguları
    adının ilk harfi büyük yazılmış yada küçük yazılmış ne farkı var
    çağrıştırdığı kurgu beyninin içini kemirir tüm andıklarınla beraber.
    sonra nöbet türküleri şekline bürünür
    derki ben bir incir ağacıyım düşenin belini kırarım...
    acım olmasa neye yarar mağrur gülümsemeler..
    ne değeri kalırki varlıkla yokluğun
    kendi duvarına dayicaksın kulaklarını duymak için kendi dünyanın sesini
    herkesin dünyası kendine döner.
    kendiyle konuşur..
    geri kalanlar basit bir bilimkurgu basit bir matrix işte

    ayağım yerden kesiliveriri süklüm püklüm bir mevsim aralığında
    anlarımki geçkaldım yine bişeylere
    yetişmem gereken tüm sözlere
    ışık hızının keşfi gelir aklıma
    yalın ayak basmak olmazdı ozaman kor ateşin üzerine
    acıyı duyabilirmisin kulaklarınla...
    bana mutluluğun resmini çizebilirmisin abidin cümlesi ne komik gelmişti ilk okuduğumuzda oysa.

    sediklerin vermezmi sana acıyı
    onlar var etmezmi istemeden acıyı
    acı onların varlığı değilmidir aslında...
    sebepsz ağlamak şairin becereceği bir meziyettir değilmidir
    bir kağıt bir kalem yeter ona kozkocaman bir otel odasında
    bana yetmez dünyaları kağıt yapsam avucuma...
    yazacak çok şey var anlatacak çok şey var...
    herdilde yazabilmek acının tarifini karamsarlığını cesaretmi ister maharetmi yoksa sadece tecrübesizlikmi?
    anlatmak zordur nekadar söylesende
    denedin biliyorum okuyunca ama acıyı duyamazsın kulaklarınla
    yakarışı sadece yankısıdır aslı duyamayacağın kadar derindedir..
    uyandığım zamanlarda uykumun gözlerimde kalması bundan sebeptir...
    hvada buhurlaşan nefesmidir mevsmsiz yağmurlar
    hep inanmak istemişimdir dünyanın düz olduğuna..
    halada inanacaktım ayağımın altından kayıp gitmese arasıra.

    şairin dediği gibi

    soyulurmuydu kabuğu hayatın yoksa bütün vitamini kabuğundamıydı

    dünyayı bir portakala benzetmek anca şairin işidir zaten

    yine dönüyor dünya savuırduğunu bilmeden..
    okadar ufacığızki içinde döndüğünü bile anlamıyoruz..

    zaman hafızadır geçmez
    elin harflere gider dönüp bakarsın oan hafızanda canlanır ozamandır işte..
    geçen saniyeler dakikalar yıllr sandığımız şey sadece zihinimizde birikenler
    çöp kıvamına gelene kadar kullanıcaz onları sonra hiç yaşamamışız gibi
    hiç varolmamışız gibi hiç saklamamışız gibi atıcaz kendimizle beraber dört duvar toprağın arasına...
    ölümden hayırlısı varmı
    bazıları korkuyorlar ilk demini tutarken sabahın ilk çayı yitirilmekten
    derszili çalarken öğrenciler dağılırken sınıflarına aynı anda camiden gelen selâ sesleri....
    bazıları korkuyorlar yitirilmekten kurdukları gibi
    gerçeği arayan ölümü tadacaktır sonunda....



    buda öylesine bi yazı oldu gecenin hatta sabahın bu saatinde içimden döküldüğü gii karışık saçma sapan....olsun önemli olan kalin iriktirdiğini atailmesi değilmi

    Leave a comment:


  • Guest's Avatar
    Guest replied
    Kendi haline bıraktım düşlerimi, gülüşlerimi ve en anlamlı düşüncelerimi,
    Terapi altında bitap düşen bir hastanın iyi olacağı günü beklemesi kadar acı
    Ufak parçalar halinde ruhunun koparılması kadar yakıcı.
    Toprak ve su üzerine kurulu bir dünya kendi halinde çamura döndü
    Göller kurudu, içimi ısıtan güneşim mi söndü ?
    Bir kendim, bir bendim zorlukları tek başına yüklenen
    Cümlelerim devrik, özne ile yüklem arasında kurulamaz denklem.
    Güvensizlik içinde batmış cesetlerin verdiği kötü görüntü
    Bir bir gidiyor dakikalar acımasızca saatleri ve günleri peşine takarak,
    Hayat devam etmezki bulunan yerden yatarak
    Kalk Küheylan kalk !!
    Geceyi parçalayıp sabaha deli gibi koşarcasına yırtarak...
    Sönmez yangınların içinde erimek ve tekrar dirilmek.
    Sıfır noktasına inip, tekrar zirve için malzemelerimle ilerlemek...
    Kendi halime kızıp, gerekiz embesillerden acısını çıkartıyorum.
    Evet evet,
    Boş hayallerin, anlık sızlanmaların getirisini mutluluk sananların üzerine ezercesine yürüyorum.
    Şiddettli taarruzlarım sayesinde kimi zaman kendimden korkuyorum..
    Ben bu yolu 26 senedir yürüyorum, her tarafta bir muharebe
    Her kefen de solgun bedenlerin aniden gidişlerinin verdiği üzüntü hali.
    Gülüyorum !
    Kızıyorum !
    Ben aynı duyguları günde kaç kez aynı anda yaşıyorum.
    Çok çeşitlilik hali var psikolojinin getirisi
    Ağır basıyor kimi zaman insan yüreğine hayvan sevgisi !!
    Üzerime gelipte ruhuma yakından bakın,
    Bakın ama derinlere inmeden yüzeyden takılın.
    Boğulmak var bir daha kendi benliğinde çıkamama tehlikesi...
    Şafağı bekleyen gözlerin içinde parlayan ışık
    Manamın, sırrımın sebebiyeti güzel Yaradan!
    Ateşten gömlek giydirir bir bir sınavın belli halleri
    Geçene mükafatı, geçemeyene ise bir derin sancı.
    Durgunluk hallerinden maratona hazırlanma sevdasıdır ayakta tutan
    BENİM DÜNYAMIN içinde GEÇİLMEYİ BEKLEYEN HUDUTLARIM var
    BEREKETSİZ TOPRAKLAR üzerinde TEK DÜZE MARATON halinde olsakta
    Koşacak çok yolumuz, geçecek çok sınavımız var hayat dediğin sınava vesile...
    NE İÇİN ? KİM İÇİN ? NEDEN ? MUAMMA sorularının içinde
    NEFES YETTİĞİ KADAR DİKENDE OLSA YOLLAR devam etmekten vazgeçmeyip bir olmak işin ehliyle...
    Her zarardan alınan tecrübe ve pay ilişkisi
    Biten bir günün sağlama tablosundaki çelişkisi
    Çıkan sonuca bak gelen giden arasındaki fark nedir ?
    Sadece adım attığımız yolda ayağımıza bulaşan çamur lekesi...
    Ekinlerimin başında 24 saat bekleyemem ekerim ve gerisini yağmura bırakırım,
    Bahçeye dalan her öküz için bir mermi mi sıkmalıyım ?
    Ayak izlerim düzdür, geriye yürümedim hiç
    Takip etme izlerimi, aklını yititirsin.
    Bırakalım dünya kendi halinde dönsün zorlamayalım
    Her yokluğun sonunda bir anda kaybolmayalım
    Dünya içinde tek başıma ortadayım etrafıma bakar dururum
    Elimize umut denen çiçek geldiğinde soldurmayalım...
    Yazdıklarımda yoktur isyan, ruhumun mahlası içinde saklı
    Bir sabah daha gözlerini açtığında kendine gülümse
    Bir şans daha sunuldu, değerlendir çiz yolunu
    Biten ömürdür, boşa giderse gelmez kesinlikle geriye.....



    Ölüye ve diriye saygılarımla...

    Leave a comment:


  • Guest's Avatar
    Guest replied
    Paylaşımın için teşekkürler Elifçe...


    Ahvalim durgundur bu aralar
    Patlayan volkanlarım içimde, kendime verir zarar
    Üstünlük ve aşağılık kompleksleri içinde sorar mı sana zaman ?
    Hangisi doğru, hangisi yanlış karar ?
    Prangaları bağlamışlar gövdeme ağırlığından kırılır kemiklerin
    Ezilen her bir düşüncemin bana getirisi yıkık bir hüsran
    Her zaman işe yaramaz elbet tüm bildiklerin.
    Birgün bitersin,
    Birgün tekrar doğarsın.
    Bir güne hasret kalırken,
    Bir gece sabahın gelmesinden korkarsın...
    Alındı elimden tüm duygularım karışıklığım içimde ateş yarası
    Gözlerimin içine dikkatli baktığında farkedersin
    Mutluluk varken bir kısmında, hüzüne bakar diğer yarısı.
    Dikenleri gövdene saplanmış Gül dalından ne kadar memnun olabilirsin ?
    Her bir dikeni çıkardığında sızan inceden kanın sancısı...
    Bir bir çıkardım ruhumun üzerine yapışan nefsi gömleklerimi
    Bir ben kaldım tek başıma ayna karşısında, ruhum vardır beden kayıp.
    Kapılar çalınmadan kırık
    Ayağımda bir çift çarık
    Dertler derman yanında daha bir salık.
    Beden toprak üzerinde, ruh benden gitmiş yağmura hasret bir aşık.
    Yol boyunca sebep sonuç ilişkisi
    İçinden çıkabilenlerin zaferi
    Kalanların ise acılara gömülmüş çelişkisi...
    Yıpranmış gülüşlerime, unutulmuş düşlerime ışık tutmaya güç yok
    Yetmiyor zaman her vaktim bir savaş hali derinden
    Bir ses var ki;
    Bir ses, yık perdeleri kop alemden çık diyor derinden.
    Unutmadan maneviyatı, umursamadan dünyayı salla yerinden...
    Bir Sırrım içime saplanmış, çıkarırsam dışarı kan kaybından giderim
    İçeri de bıraksam ağırlığından yok olup eririm...
    Uzun değil zaman, baharında saklı bir yaz çiçeği
    Kısa bir süre sonra yavaş yavaş solan.
    Dilim döndükçe, içim dışarı döküldükçe devam eder bu dışavurum.
    Ruhaniyetim kasvet,
    Ellerimde bir Buket,
    Kapıda beklemekten vücudum dondu.
    Döndüm yolun sonundan yetmedi gücüm,
    Güvendiğim bir şey, Rahman ve Rahim olan...
    Yazılarımın değeri, hüzünlü notaların keman veya tulum üzerine vurmasıdır.
    Kiminde sakin bir tınıdır, kiminde beyinleri dağıtan protez müzik.
    Tütün içinde iki büklüm, dumanlarımla mutluluk pozu vermekteyim.
    Sırıtılmış hal ile zoraki bir gülüş, ardından bir boşluk ve kısılan gözler.
    Topraktan yaptım hayallerimi yağmur yağdığında yok oldu gitti
    Bilseydim de benim zamanımda yoktu beton,
    Olduğu kadar imkanların verdiği tatminkarlık ruh hali...
    Yık çitlerini, bırak arkanda yetişemeyenleri
    Yık meczup Küheylan !!
    İbreler iflasın eşiğine yakın seyirde devam ederken
    Son kalan gaz ile kopar zincirlerini boynunda izi kalmayacak şekilde.
    Ne geçmişe gömül, ne de gelecek için korku dolu bekleyiş besleme Küheylan !
    Konuşamıyor dil,
    Sadece yazıyor tek taraflı...
    Oynamak istemiyorum artık, emeklilik vaktim doldu.
    Değil aylar, yıllar üzerinden zaman uzadı ve gözümde yol oldu....
    Park içinde bulunan bankın üzerinde oturup çevreden geçenlere bakarım
    Siz göremeseniz bile bir çoğunuzu gözünüzden tanırım..
    Yazdığım bir çok cümlenin içinde bir çoğunuzun ruhunu yakalarım,
    Alırım kendi dünyam ile harmanlayıp ayna karşısına koyarım.
    Ondan sonrası kişisel dünyanızın yorumlarına açıktır, saygı duyarım...
    Ah benim boynu bükük, yeleleri dökülmüş, bacağı kırık, yüreği yaralı Küheylanım !!
    Geceler kastırır duygu denen yoğunluğu ruhun damarından komaya girerim
    Bir sabah uyandığımda ise, dünyaya yeniden gelirim.
    Bitti bugün, yarına ise kördüğüm çözülmesi için beklenen.
    Bir gece daha tükendi,
    Umut sabırla bilendi,
    Veda ederken bir geceliğine,
    Dünya yeniden şekillendi...



    Ölüye ve diriye saygılarımla...

    Leave a comment:


  • Guest's Avatar
    Guest replied
    Göz alabildiğine uzanan bir sahilde, irili ufaklı sayısız çakıl taşı vardı. Denizin durgun ve havanın kapalı olduğu zamanlarda, bu taşlardan hiç bir ses duyulmazdı. Sadece martıların çığlıkları ve arada bir uzaktan geçen yolcu gemilerinin sesi yankılanırdı. Ama deniz coşup da dalgalar yükselince, neşeleri gelirdi çakılların. İliklerine kadar ıslanıp titremelerine rağmen, şikayet etmezlerdi durumlarından. Çünkü denizin dalgalarıyla yıkandıklarında, soluk yüzlerine renk gelir ve hava bir de açıksa, üzerlerindeki geçici renkler, güneş ışığından ötürü parlamaya başlardı. İşte bu zamanlarda, çeneleri düşerdi çakılların:

    "Biz gerçekten güzeliz!. diye kasılırlardı. Hem renkliyiz hem parlak."

    Yaptıkları bu kadarda kalmazdı çakılların. Ara sıra kavga da ederlerdi, "sen küçüksün ben büyük" "ben parlağım, sen soluk" gibi laflarla. Kavganın en civcivli anlarında, bir ses duyarlardı çoğu zaman.

    Derinlerden gelen ses:

    "Güzelliğinizle asla övünmeyin!." derdi onlara. "Üstelik o güzellik, başkasına aitse."

    Çakıllar, bu sese kulak vermez ve renklerini kıyaslar dururlardı. Ama o ses tekrar duyulur ve:

    "Renkli olmak hüner değildir!." derdi. "O parlaklık ruhunuzdaysa eğer, renksiz olmak zarar vermez sizlere"

    Çakıllar, kendilerine o güzelliği veren şeyi merak etmedikleri gibi, derinden gelen sese de aldırmazlardı. Gülüp geçerlerdi söylenenlere.

    Çakılların güzellikleriyle övündükleri bir gün, devlere benzeyen makineler girdi o sahillere. Çelik tekerlekleriyle ezdikleri taşları bin parçaya bölerek. Birbirinden gururlu taşlar, o devlerin pençeleriyle savrulup atıldılar bir yana. Dağ gibi yığılan çakıllardan bazıları, bu sefer "biz üsteyiz, siz altta" diye hor gördüler ezilenleri. Çok kısa bir zamanda, sahilin altı üstüne getirildi adeta. Çakıllar, neler olup bittiğini anlamaya çalışırken, adamlardan sevinç çığlıkları yükselmeye başladı:

    "Bulduuuuk!." diye bağırıyorlardı hep bir ağızdan. "Bütün çakıllara bedel olan o taşı bulduk!."

    Çakıllar, bulunan şeyin ne olduğunu merak ettiklerinde, adamların ellerinde renksiz bir taş gördüler. Hepsi dudak bükerek alay etmek üzereyken, o renksiz taş güneş gibi parıldayıp selamladı onları, güneş çoktan batmış olmasına rağmen.

    Parlak taş, bir kenara atılan çakılların şaşkınlığını fark edince:

    "Yıllar boyu sizinle konuşan bendim!." diye gülümsedi. "Sizlerden çok daha aşağılarda ve toprak altında idim. Ama içimdeki ışığı hiç kaybetmedim. Ve o ışığı kimden aldığımı bildiğim için de, gururlanmadım. Bu yüzden de sultalara taç olup başlarda, yüzük olup eller üstünde taşındım asırlardır.”

    Çakıllardan hiç bir cevap gelmedi. Adamlar ise, gece olmasına rağmen, makinelerini başka bir sahile yönlendirdiler. Ay ışığından aldıkları parlaklıkla övünen yassı çakılların bulunduğu karşı sahile....

    Leave a comment:


  • Guest's Avatar
    Guest replied
    Herşey olur zaman ile Fregile...
    Sadece zamana bırakmak lazım bazı şeyleri zorlamadan...


    Karamsara varan gerçekçi bir tarz, anlaşılamaz olguların tortusunda bir gözü açık, bir gözü kapalı halim...

    Zihnimde var olan bir sır var benimle beraber toprağa gidecek olan...
    Öylesine ki gecelerimde ruhuma dolanıp bana doğan güneşi uykusuz hallerde gösteren...

    Çok derinden kelamlarımın dokunaklığa nedir sebep olan ?
    Yılların bana sunduğu özlem, hüzün, dert ile dertlenmenin verdiği harmanlanmış bir dışavurum hali...

    Söylersem kimse anlamıyor,
    Söylemezsem kimse farkına varamıyor, öylesine sert ki üzerine set çekilmiş duygular. Kapatan geri dönemiyor, açıkta bırakan altında eziliyor.

    Bir kendim varım dünya üzerinde ve bir kendi başıma yaşadım. Herşeyin sonu vardı da ruhumda çırpınan duyguların sonsuzluğu beni manevi alemde ölümsüz kıldı...

    Duygularım, karmaşıklığım, güne gülerek başlayıp ağlayarak kapatmışlığım arasında nefes alabilmek için verilen inceden bir kahır...

    Siteme mi kaçar sözlerim ?
    İsyana mı yorulur özlemim ?
    Ölüme mi yakıştırılır sukünetim ?

    Binbir farklı insan için binbir ayrı yorumlara yorumlanır her yazılan bir hecenin anlamı.. Aslını bilen yazandır, kahrını çeken bilendir, sefasında okuyup emek katmadan takılanlarındır rahatlık...

    Üzerimde ateşten bir gömlek, alevlerim etrafımı yakmakta her nefes alışımda, çırpındıkça derinleşiyorum, nefes almaya çalıştıkça yanıyorum ve yavaş yavaş kül oluyorum...

    Her bir külümün savrulduğu yerde, su ile elinde bana koşanların ceplerindeki molotof kokteylerine bakıp yavaş yavaş ölüyorum..

    Çığlık atıyorum duyuramıyorum, küfrediyorum kızdıramıyorum, sessiz kaldıkça ezik egoistlerin laflarından kurtulamıyorum.

    Tedirginim, huysuzlaştım yine ben yaralı bir Küheylan !!

    Üzerime her gelen bir darbede yere çöker ve kalkmak için, sağ elimle sol elimi tutmak zorunda kaldığımdaki psikolojimi bir ben bilirim...

    Mutlulukları para ile kapmışlar, kimilerine ufak halleri kalmış. Hüznü reklam etmişler her bir köşede, dert ! ile dertlenmek varken eline konan sinek yüzünden ağlayanların sesindeki ince çığlıklarıyla parçalanan kulaklarım...

    Oy benim en iyi zamanlarımda bana destek olan bacaklarım, sizde de kalmamış derman, yaralı halde atmaya çalışan kalbinin damarlarıma yollamaya çalıştığı çeyrek kan ile yaşamak çabası...

    Yaşamın rengini solduranların eğlence ile salladığı anlamların değeri mezarda mı anlaşılır ?
    Delinin biri ortaya sert bir lafı çaktığında mı eller bir an durur ve beyin çalışır ?

    Anlatabildiklerim, anlatamadıklarım yanında bir roman ile bir harf arasındaki fark. Oturduğun yerde saklambaç oynamanın verdiği cesaretle ne kadar ilerler bir yaşam ? Kopar dünyadan kendini bir gece gökyüzüne takılsın gözlerin, boş olmasın sözlerin ve sadece sus !! Sadece düşün ve olduğun yerden ne kadar görebildiğine bak çevrene. Bir de göremediklerini düşün... Sus ! Sadece düşün...

    Gerçeğe dönük hüzünlerin içinde yolumu ararken, karşıma çıkıpta çay molasının kısalığı için karşıma çıkıp dertlenme bana bir kelamda olduğun yere yıkarım...

    Sihirbaz değilim bir hokus pokusla hayatı güzel göstereyim, ben dilsiz ve yarım akıllı bir körüm kendi çapımda takılırım. Elimdekiler gerçek ne numara ne de bir sihir yapabilirim, herşeyi olduğu gibi sana göstermek benim iyi bir hokkabaz olamadığımın kanıtıdır !

    Bırakın, aslını inkar etmeyen cümlelerime noktayı koymayın uzasın gitsin ömür yettiğince. Vurmayın her durgunluğumda fırsat bilerek ben düşünen bir haldeyim derin alemin içinde. Saygı duymayı bilmiyorsanız aynanın karşına geçerek kendinize küfredin ve saygısızlığın ne kadar kötü olduğunu kavrayın...

    Bir elim toprak, bir elim gökyüzü. Ben ise ikisi arasında tam da boşluktayım. Rüzgarın bedenime her vuruşunda zorlanan ellerim kopmamak için bilekten verdiği çabası seyredilmeye değer...

    Benim mutluluğumla hüzünlenenlerin, hüzünlendiğimde ise gülenlerin karmaşasında deli gibi kaçmak kimseye belli etmeden. İçimde patlamak için çırpınan (sır) rın sancısı, bastırabilmek kolay mı ruhumun 26 katı... !!

    9230 gün 2 saat 25 dakikadır dünyadayım !!!!

    Ne kadar da hızlı geçmiş zaman, dinamit bağlamışlar ellerime, sanki verilen rakamlar benim geri sayımım...

    Her bir doğuşun, bir batışı, her bir kelamın bir karşılığı vardır...

    Umulmadık zamanların umulmadık hallerinde sukünet sağlayıp dalgaların kenarında liman altında sabır ile bekleyenlerin yorgun gözlerini çok gördüm. Kimi başardı, kimisi ise boğularak öldü...

    Kozasından çıkmak için debelenen kelebeklerin o kadar çabasına karşılık verilen bir günlük ömür.

    O çabaya değer mi ?
    Muamma...

    Parçalanmış beyinlerin, dağılmış zihinlerin içindeki ağır kokulara aldırış etmeden yaşayabilmek kolay mı ? Her bir kesikte kanayan yaralarımın üzerine baılan tuzların dermanı ne kadardır ?
    Sadece acıma daha fazla acı katanların hainlik ile bakan gözlerine şahit oldum, samimiyetine inandıklarım azdır çoğu toprak oldu...
    Ortadayım, üzerimden geçer her bir düşünce ve kimisi takılır beynime, kimisi ise seker gider üzerimden. Hazlarımın maneviyatında dünyaya karşı sırtım dönük haldeyim, bir gün gülerken durduğum yerde aniden ağlayabilirim...

    Küfürbazların bir bir ağzını kitleyerek devam ettim yoluma, selam verene can verdim, küfür edene güldüm ise de yeri geldiğinde kalbine ömür boyu unutamayacağı bir iz bıraktım... Her bir kalp atışında adımı zikretmek zorunda kaldı acıyı damarlarındaki akan kanda hissederek.

    Her yanıma aldığım uçurtmayı gökyüzüne ulaştığında saldım, onlar benim değildi çünkü. Ben sadece yükselmesine vesile olduğum ve kopardım ipleri özgür iradesine bıraktım. Kimi uzandı gitti başka alemlere, kimisi ise bir yerlerde çakıldı kaldı göz yaşı dökerek.
    Belli belirsiz zamanların belirsiz anlamlarını kaldıracak kadar güçlü olamıyor her zaman insan, bazen boğuluyor, bazen ise soluyor sabahçı hallerinde göz torbaları şişen bir surat solgunluğa yüz tutan...

    Döktükçe dökesi geliyor insanın içinde bir volkan, taşıyanı yakar yanında durana da tehlileki bir hal. Boşuna mı set çektim etrafıma her bir gelen bağlamları engellesin diye... Beni şekillendirmesin hiç bir şablonda zihinler, hissedebildiği kadar varım zihinlerde, düşünebildikleri kadar derindir hüzünle umut arasında çakışan gözlerim...

    Beyazlamaya yüz tutan sakallarımın ve eksilen saçlarımın her bir telindeki bu yükü kaldıramama isyanı ile yüz yüze kalmak nasıl bir duygudur ?
    Bilimsel psikoloji terimi içinde manası var mıdır ?

    Yazılanlar okundukça çoğalır zihinlerde, her bir kelime bir düşüncene takılıp darmadağın eder ruhunu ve sallandırır iç dünyanı... Derine inip kendi göremediklerini göreceksen oku, eğer bunalıma girip dünyadaki yaşama savaşından çekileceksen direkt okumadan çık git !!!

    Aşırı dozu yükledim bu sefer, komaya girmemek için sabır çek. Baktın kayıyor gözlerin, resetle beynini ve hayatına kaldığın yerden her normal insan gibi devam et... Doğ, büyü, yaşa, emekli ol ve öl... Basit bir denklem, her nefes alan varlığın çoğunluğu başarabilir bunu !!

    Doğ, yaşa, gör,hisset, tekrar yaşa ve yine doğ. Asıl denklem...

    Gidebildiğin kadar mefase kat edebilirsin, görebildiğin kadar ilerlersin, duyabildiğin ! kadar inanırsın, hissedebildiğin kadar sonsuzluğa uzanırsın !!


    Ölüye ve diriye saygılarımla...

    Leave a comment:


  • Guest's Avatar
    Guest replied
    Orjinal yazı sahibi: baba

    Dünyanın bile sonu var elbet, biz sonsuzmuş gibi yaşamayalım.



    Farzet yarına kalkamayacaksın, olduğun anı o şekilde düşün ve mutlu ol...



    ...
    İlki benim hayat felsefemin kısa bir özeti.. ikincisi ise en çok isteyip yapmadığım şey ; anı yaşamak.. Belkide Tanrı bunu yapabilmem için bana PA yı yolladı .. madem ölümden korkuyorsun, hayata sarıl anı yaşa dedi ..ben hala endişelerden kafamı toparlayamıyorum.. yok yok artık çok yol aldım daha akıllı ve mantıklı oldum.. bunu başarmama ramak kaldı..

    Bir gün soracak biri= ''hey napıyorsun.. ''bende arkama yaslanıp; ''anı yaşıyorum '' diye cevap vereceğim.

    Amin :P

    Leave a comment:


  • Guest's Avatar
    Guest replied
    Biraz zaman,
    Biraz sabır,
    Eğer hala nefes alıyorsa beden.
    Biraz hüzün,
    Biraz kahır,
    Hayata gülümseyecek gücümüz varsa sorun yoktur.

    Güneşin her batışından sonra geceyi sabır ve saygıyla bekleyip, zamanı geldiğinde tekrar meydana çıkıp sabahları bize sunması...

    Saygısızlık ve edepsizlik yapmadan beklemesi, sırası geldiğinde ise neyi varsa sunması...

    Dünyanın hüzünleri bitmez, hepsini almayalım omuzlarımıza, kaldırabileceğimiz kadar.

    Dünyanın bile sonu var elbet, biz sonsuzmuş gibi yaşamayalım.

    Bugüne varız belki, yarına ise yok.

    Huzur zor bulunuz, yakaladığında bırakma. Sıkı sıkı sarıl...

    Farzet yarına kalkamayacaksın, olduğun anı o şekilde düşün ve mutlu ol...



    Ölüye ve diriye saygılarıma...

    Leave a comment:

İşleniyor...
X